Bölüm
1.2 Tanrı Ayrıntılarda mı?
5 dk.FHD
Buraya Nasıl Geldik? (Bölüm 1)·2/3Klip 2/3
1.2 Tanrı Ayrıntılarda mı?
Dünyanın var olabilmesi için bile şaşırtıcı derecede mükemmel koşulların bir araya gelmesi gerekir. Bu şans mı yoksa tasarım mı?
Sorularİlgili sorular
SorunuzKutsal Kitap ayetleri
PaylaşRomans 1:20
For since the creation of the world God’s invisible qualities, His eternal power and divine nature, have been clearly seen, being understood from His workmanship, so that men are without excuse.
Berean Standard Bible
Public Domain
Devamını oku...Ücretsiz kaynaklar
Kutsal Kitabı daha derinden anlamak ister misiniz?
Kutsal Kitap çalışmasına katılınTranskript
Turkish (Türk)
İnsanlar bilim ve inancın birbiriyle uyuşmadığını, ikisi arasında seçim yapmak gerektiğini düşünürler.
Bazıları da, inanç meselesi ilgi çekici ama ben daha çok bilim insanıyım der.
Bence bunun keskin olması gerekmiyor.
Bilime oldukça ilgi duyan ve Tanrı'ya inanan bir sürü insan tanıyorum.
Ayrıca bir inanca sahip olmanın bilimi hiçe saymak olmadığını da biliyorum.
Aslında evrenle ilgili birçok önemli teori ve keşif, inanç sahibi bireylerce yapılmıştır.
Blaise Pascal, Isaac Newton ve Robert Boyle bunlardan sadece birkaçıdır.
Bilim ve inanç arasındaki farklar tartışılırken,
çoğunluk her ikisinin de evreni çözmeye çalıştığını kabul eder.
Bilim “nasıl ve ne zaman” olduğunu anlamamıza yardımcı olurken,
inanç “kim ve neden” olduğunu keşfetmemize yardımcı olmaktadır.
Bilimi irdeledikçe, yaşamın var oluşunun ne kadar inanılmaz olduğunu keşfediyoruz.
İngiliz fizikçi Paul Davies'i ele alalım. Fizik yasalarının son derece yaratıcı bir tasarımın ürünü olduğunu söylüyor.
Yani, bizi çevreleyen sonsuz güneş sisteminden vücudumuzu oluşturan karmaşık hücrelere kadar,
mutlak kaos olabilecek ve mümkün olan her şeyi çalışır düzeyde tutan
özel bir tasarıma sahip olduğumuzu söyleyebiliriz.
Şimdiye kadar gördüğünüz en büyük ses mikserini hayal edin,
tıpkı bir konserde gördüğünüz gibi. Hatta ses mikseriyle dolu bir oda hayal edin,
yüzlerce tuş, düğme ve sürgüden bahsediyoruz.
Yaşam potansiyelinin var olduğu bir evrende her tuşun,
her düğmenin ve her sürgünün tam olarak aynı konumda olması gerekir.
Dünyanın güneşe olan uzaklığının ilk sürgüyle kontrol edildiğini varsayalım.
Biraz yaklaşırsa gezegen yanar.
Biraz uzaklaşırsa tüm gezegen donar.
Yerçekimindeki en ufak bir değişiklik bizi ya güneşe çekecek ya da karanlığa savuracaktır.
Oksijeni azıcık azaltsanız dahi hayat durur.
Amerikalı bilim insanı Francis Collins, evrende yerçekimi,
ışık hızı ve suyun kaynama noktası gibi 15 değişmez bulunduğunu söylüyor.
Bu değişmezlerin her biri belirli değerlere sahiptir.
Bu değişmezlerden biri 0.0 0 0 0 0 1 bile eksik olsa,
evrende insan yaşamını sürdürmek mümkün olmayacağı gibi,
yıldızlar ve gezegenler bile olmayabilir.
Dünyamızın güzel yanı, çok hassas bir dengeyle ayakta durmasıdır.
Tek bir değişiklik bile tüm insan yaşamını sona erdirecek bir felaketi tetikleyebilir.
Teorik fizikçi ve ateist Stephen Hawking
evrenin Büyük Patlama gibi bir şeyden ortaya çıkma ihtimalinin
yüksek olduğunu söylemişti.
Bizim gibi varlıkları yaratmayı amaçlayan bir Tanrı'nın eylemi dışında,
evrenin neden bu şekilde başladığını açıklamanın zor olacağını söyledi.
Eşine az rastlanır türden bir dehadan önemli bir açıklama.
Ancak Hawking'e haksızlık etmemek adına,
Tanrı'yı evrenin karmaşıklığını anlamak için muhtemel bir cevap olarak görmesine rağmen,
alternatif açıklama sunmak için diğer bilimsel zihinlerle birlikte çalıştı.
Bana sorarsanız, evrenin var olabilmesi için nelerin gerekli olduğuna hayret ediyorum.
Etrafımdaki güzelliğe baktıkça, Havari Pavlus'un Kutsal Kitap'taki bir sözü aklıma geliyor.
Dünya yaratıldığından beri insanların yeri ve göğü gördüğünü söyledi.
Tanrı'nın yarattığı şeyler sayesinde, O'nun görünmez niteliklerini,
ebedi gücünü ve ilahi doğasını açıkça görebilirler.
Elbette varlığımızın şansa veya olasılığa bağlı olması mümkündür ancak
bu bir maymunun daktilo kullanıp Shakespeare'in sonelerinden birini yazması kadar düşük bir ihtimaldir.
İki sonuçtan birine varmalıyız.
Ya akıllara durgunluk verecek derecede şans eseri ya da olağanüstü bir tasarımın sonucu olarak varız.