Uzun metrajlı film
Magdalena - Yönetmenin Kurgusu
80 dk.FHD
Magdalena·45/46Klip 45/46
Magdalena - Yönetmenin Kurgusu
Özellikle kadınlar için yapılmış olan Magdalena filmi, Tanrı'nın sevgisini ve müjdeyi harika bir şekilde paylaşır ve sonsuza dek hayatlarını değiştirme potansiyeline sahip içten kadınları bir araya getirir. Hassasiyet, özgürlük amacı konulu bu hikâyede, İsa'nın kadınlara yönelik merhameti ve onlarla yaptığı etkileşimlerin tarihsel hesaplarını, Mecdelli Meryem'in gözünden anlatmaktadır.
Sorularİlgili sorular
SorunuzKutsal Kitap ayetleri
PaylaşÜcretsiz kaynaklar
Kutsal Kitabı daha derinden anlamak ister misiniz?
Kutsal Kitap çalışmasına katılınTranskript
Turkish (Türk)
Bu öykü, Kutsal Kitap’ın Matta, Markos,
Luka ve Yuhanna bölümlerinde kaydedildiği gibi,
görgü tanıklarının İsa Mesih’in hayatıyla ilgili olarak anlattıklarına dayanmaktadır.
Öykü, Kutsal Yazılar'da İsa Mesih’in izleyicisi diye adlandırılan
Mecdelli Meryem'in ağzından anlatılmaktadır.
Onun anlattıkları, 2000 yıl önce yaşamış olan
İsa Mesih’in gerçek hayatını canlı ve doğru bir şekilde gözler önüne serer.
İsa Mesih’i canlandırmak hiçbir aktörün haddine düşmese de, bu canlandırma
İsa Mesih’in hayatını anlayabilmemiz
ve ondan ders çıkarabilmemiz için yapıldı.
NARDINE YAPIMCILIK
Inspirational Films Ortaklığıyla Sunar
İSA MESİH
Mecdelli Meryem’in gözünden
Filistin – İ.S. 40
Dokunsana! Haydi, göremiyorsun ki!
Haydi, haydi dokun! Haydi!
Göremiyorsun ki beni, bak şurdayım!
Ah, Şuna bak.
Tanrı’nın fırça darbeleriyle her akşam yarattığı şu harika tabloya bak.
Bana engin sevgisini hatırlatıyor
Bana olan sevgisini... size olan sevgisini
Bunları yaratan Tanrı’yı mı kast ediyorsun?
Bırak beni sevmeyi,
beni gördüğünü bile sanmıyorum.
Kutsal biri olsam Yüce Tanrı severdi beni belki de,
ama ben Kutsal değilim ki…
Ah Rivka, keşke üç yıl boyunca benimle öğretmeni dinleyebilseydin.
Öğretmen İsa mı?
Safira…
Öğretmenden bahset bize Meryem, n’olursun…
Evet, n’olursun anlat bize hikâyeni.
Tamam, anlatacağım
İçeri buyur. Haydi.
Pekâlâ, Bunu en başından anlatmak gerekir.
İsa’yla tanışmandan mı?
Hayır…İsa’nın hikâyesini anlayabilmeniz için, ‘en’ baştan anlatmalıyım…
Kutsal Yazılar’da anlatıldığı gibi…
Başlangıçta Tanrı, yeri, bütün bitkileri,
hayvanları, kuşları ve sularda kaynaşan canlıları yarattı.
RAB Tanrı, ilk insanı topraktan yarattı.
Ve burnuna yaşam soluğunu üfledi
İlk insanın adı Adem’di
RAB Tanrı: “Adem’in yalnız kalması iyi değil,
ona uygun bir yardımcı yaratacağım” dedi.
Tanrı, Adem’den bir kaburga kemiği aldı ve bu kemikten, Havva isimli bir kadın yarattı.
…kemiği kafasından almadı çünkü egemen olmasını istemedi,
ancak ezilmesini istemediği için ayaklarından da almadı kemiği…
Adem ile eşit olsun diye, Adem’in himayesinde olsun ve onun sevgili eşi olsun diye
kaburgasından aldı kemiği.
Sevgi kaynağı olan Tanrı, erkek ve kadını, O’nunla uyum içinde yaşmak
üzere Tanrı suretinde yarattı.
Onlara yaratılışı denetimleri altına alma yetkisini verdi.
Adem ile Havva, O’nun kendileri için hazırladığı,
Aden diye bilinen, harika bahçede,
Tanrı’nın yanında yaşamaktaydılar.
Tanrı bahçede onlarla beraberdi
ve onlarla konuşurdu. Bahçede ıstırap, sıkıntı… ölüm yoktu.
Tanrı Adem’e: “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin,
ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme
çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün” dedi.
Ancak günün birinde Şeytan Havva’yı aldattı
Kadın meyveyi koparıp yedi.
Yanındaki kocasına da verdi, o da yedi.
Adem ile Havva’nın bu utanç verici söz dinlemezlikleri,
bahçedeki uyumu
erkek ile kadın arasındaki uyumu
ve onların Tanrı’yla olan uyumlarını yok etti.
Erkek, emek vermeden ekmek bulamayacağı bir yaşama mahkum edildi.
Kadın da çocuk doğururken çok acı çekmeye
ve kocası tarafından yönetilmeye mahkum edildi.
Ancak Tanrı şu sözü de vermiştir:
kadının soyundan gelen biri -kadından doğacak olan-
yılanın başını ezecekti.
Kutsal Yazılarda,
Merhametli olan Tanrı, Yarattıklarını tekrar uyumlu kılacak
ve hakettiği yere taşıyacak bir tasarıdan bahseder.
Bu planının bir kısmını İbrahim’e açıklar.
İbrahim, Tanrı’yla yürüdü ve O’na güvendi.
Tanrı da İbrahim’i kutsayacağını ve onun aracılığıyla
yeryüzündeki bütün ulusları kutsayacağını söyler.
Soyunu göklerin yıldızları,
kıyıların kumu kadar çoğaltacağını söyler.
İbrahim’in Tanrı’ya imanı tamdı.
Tanrı, İbrahim’i, RAB’bin doğru kullarından biri saydı,
ona “Tanrı’nın dostu” dedi.
Günün birinde, Tanrı İbrahim’i denedi.
İbrahim’e, oğlunu yakmalık sunu olarak sunmasını buyurdu.
İbrahim, Tanrı’nın, soyunu çoğaltma ve tüm ulusları kutsama sözünü
bu oğlan aracılığıyla gerçekleştireceğini bildiği halde,
O’na güvendi ve itaat etti.
Tanrı ona seslendi, “İbrahim!”
“Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.”
İbrahim çevresine bakınca, bir koç gördü.
Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu.
Tanrı’nın İbrahim’e, sunu olarak sunmak üzere bir koç sağlaması,
O’nun büyük tasarısının küçük çaplı bir yansımasıydı.
Bu tasarı günah ve ölüm lanetlerini kaldıracak,
erkek ile kadının, O’na dost olmasını mümkün kılacaktı.
Kutsal Yazılar’da, gelecek olan Kurtarıcı’dan bahseder.
O, dünyanın günahlarını bağışlatacak olan kurbandı
Peygamberler bu kişiden “Mesih” diye bahsederlerdi.
Gelişi Tanrı’nın lütfu olacaktı,
çünkü O kurtarıcı, peygamber ve kral olacaktı.
Yeşaya, Mesih’in geldiğinde neler yapacağını anlatmıştı.
Rab’bin meshedilmiş olanı yoksullara müjde getirecek,
yüreği ezik olanların yaralarını saracak,
tutsaklara serbest bırakılacaklarını,
zindanda bulunanlara serbest bırakılacaklarını iletecek,
Rab’bin halkını kurtaracağı lütuf yılının geldiğini ilan edecektir.
İsa adında bir öğretmen dünyamıza gelmişti.
Tanrı’nın, yılanın kafasını ezmek,
karanlık dünyamızı ışığıyla aydınlatmak, üzerimizdeki laneti kaldırarak
lütfunu sunmak üzere göndereceği kişi O muydu?
Vaat edilen Mesih O olabilir miydi?
Korkanları, yas tutanları, çaresizlik hissedenleri O mu kurtaracaktı gerçekten?
Nasıra kentinde yaşayan,
Yusuf isimli bir adamla nişanlı olan bir kadın vardı.
Bu kadının adı Meryem’di.
Selam, ey Tanrı’nın lütfuna erişen kız! Rab seninledir!
Korkma Meryem. Sen Tanrı’nın lütfuna eriştin.
Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracaksın
ve adını İsa koyacaksın.
Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki.
Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi’nin gücü sana gölge salacak.
Bunun için doğacak olana kutsal,
Tanrı Oğlu denecek.
Akrabalarından Elizabet de yaşlılığında bir oğula gebe kaldı.
Kısır bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır.
Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.
Ben Rab’bin kuluyum Bana ilettiğin, söylediğin gibi olsun.
Meryem kalkıp aceleyle kuzeni olan Elizabet’in evine gitti.
Elizabet!
Meryem?
Canım kuzenim!
Demek doğru
Kadınlar arasında kutsanmış bulunuyorsun.
Rahminin ürünü de kutsanmıştır.
Nasıl oldu yanıma geldin Meryem;
Nasıl oldu da Rabbim’in annesi yanıma geldi?
Bak, selamın kulaklarıma eriştiği an,
çocuk rahmimde sevinçle hopladı.
Canım Rab’bi yüceltir; Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar.
Çünkü O, sıradan biri olan kuluyla ilgilendi.
Bundan böyle bütün kuşaklar beni mutlu sayacak.
Meryem, üç ay kadar Elizabet’in yanında kaldı…
Yusuf, nişanlısı Meryem’in hamile olduğunu anlayınca,
ondan sessizce ayrılmaya karar verdi.
Ama Rab’bin bir meleği rüyada Yusuf’a göründü.
Meryem’i eş olarak almaktan korkma.
Çünkü onun rahminde oluşan, Kutsal Ruh’tandır.
Meryem bir oğul doğuracak.
Adını İsa koyacaksın.
Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.
Yusuf, meleğin buyruğuna uyarak Meryem’le evlendi
İsa, Beytlehem’de, hayvanların tutulduğu bir ağılda doğdu,
yemliğe yatırıldı. Çünkü Meryem ile Yusuf handa yer bulamamışlardı.
Göksel ordular İsa’nın doğumunu ilan ettiler.
Çocuğun sünnet edilme zamanı gelince,
O’na, “Rab kurtarır” anlamına gelen İsa adı verildi.
Meryem ile Yusuf çocuğu Rab’be adamak için tapınağa götürdüler.
Şimon adındaki peygamber, onları tapınakta karşıladı.
Bu çocuk birçok kişinin düşmesine ya da yükselmesine yol açacaktır.
Birçoklarının aleyhinde konuşacağı
Yüreklerindeki düşünceleri açığa çıkaracak
Rab’bin gönderdiği bir belirti olacaktır.
Ey Meryem: Kalbine adeta bir kılıçsaplanacak senin.
Meryem’in hikâyesini duyduğumda,
İsa’nın sıradan bir peygamberden çok daha önemli olacağını anlamıştım.
‘Yüceler Yücesinin Oğlu’ denileceğini söyleyen Melek, neyi kast ediyordu?
Tanrı’nın, bir kadınla “ilişkiye” girmiş olabileceğini ima etmiyorsun değil mi?
Hayır! Tabii ki hayır.
Meryem erkeğe varmamıştı.
İsa’nın ana rahmine düşmesi, tam anlamıyla Tanrı’nın Ruhu’nun bir mucizesiydi.
Tanrı’nın gücü herşeye yeter.
Buna inanmıyor musunuz?
Mucizevî biçimde dünyaya gelen İsa,
aynı bizler gibi bir kadından doğmuştu, ama bizlerden çok üstündü.
Günahlarınızdan dönün, vaftiz olun,
Tanrı günahlarınızı bağışlayacaktır.
Elizabet’in oğlu Vaftizci Yahya, erkek ve kadınları Şeria Irmağı’nda vaftiz ederken,
Tanrı’nın Kendisi de aynı şeyleri vuyrgulamıştı.
Ben sizi suyla vaftiz ediyorum,
Ama benden daha güçlü Olan geliyor.
Ben O’nun çarıklarının bağını çözmeye bile layık değilim.
O sizi kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek.
Harman yerini temizlemek
ve buğdayı toplayıp ambarına yığmak için yabası elinde hazır duruyor.
Kutsal Ruh, bedensel görünümde, güvercin gibi İsa’nın üzerine indi.
Gökten gelen bir ses şöyle dedi…
“Sen benim sevgili Oğlum’sun, senden hoşnudum.”
İsa, vaftiz edilmesinin ardından, Tanrı’nın Müjdesini duyura duyura Celile’ye gitti,
öğretisi yetkisini doğrular nitelikteydi.
Meryem’in oğlu değil mi bu?
Evet, ta kendisi
Sessiz olun.
“Rab’bin Ruh üzerimdedir.
Çünkü O beni yoksullara Müjde’yi iletmek için meshetti.
Tutsaklara serbest bırakılacaklarını,
Körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için,
ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak
ve Rab’bin lütuf yılını ilan etmek için Beni gönderdi.”
İyi konuşuyor.
Şimdi okuduğum ve sizlerin dinlediğiniz bu Yazı, bugün yerine gelmiştir.
Kitap gerçekleşti mi?
Ama bunları sadece Mesih gerçekleştirebilir!
Doğru söylediğini nerden bilelim?
Kuşkusuz bana şu deyimi hatırlatacaksınız: Ey hekim, önce kendini iyileştir
İnsanlar İsa’nın ağzından çıkan sözlere hayran kaldı.
Mucizeleri sayesinde birçoğu iman etti.
Bu o kadın.
Baksana başladı yine.
O da kim?
Meşhur öğretmen… Nasıralı
İsa.
Merhaba. Merhaba.
Geri dön. Burada olmamalısın.
Öğretmenim dokunmayın ona.
Böylesine günahkâr bir kadına bakmak bile yakışmaz size.
Meryem.
Ey Nasıralı İsa, bırak bizi! Bizden ne istiyorsun?
Tanrı'nın Kutsalı’sın sen! Kim olduğunu biliyoruz!
Sus!
Ey kötü ruhlar…
Çıkın bu kadından.
Kadın öldü.
Onu öldürdü. Kadına dokunacak galiba!
Olamaz! Bir peygamber böyle birşey yapmamalı.
Meryem...İbrahim’in kızı
Kadın iyileşti! Kadın dirildi! Bu bir mucize! İyileşti!
Kim bu adam?
Kötü Ruh’lar bile buyruklarına uyuyor!
Bu bir mucize.
Evet, mucize bu.
Bu nasıl olabilir?
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim Rab
Teşekkür ederim Teşekkür ederim
O günden sonra onu izledim.
Tanrı’yı hoşnut etmek istedim.
Senelerdir utanç içerisinde yaşamaktaydım. Ama İsa utancımı kaldırdı
Yetkisiyle, içimdeki kötü ruhları kovdu.
Ah canım! Safira!
Dina, Sen de İsa’nın öğretisini işittin, mucizelerine tanık oldun.
Evet.
O halde, neden her şeyimi bırakıp, O’nun ardından gittiğimi biliyorsun.
Ve böyle davranan sadece ben değildim.
En başta öğrencileri vardı:
[Simun] Petrus,
Bartalmay,
Matta,
Yahuda [İskaryot]
Ve onikilerin geri kalanı.
Kadınlar vardı bir de:
Suzanna, Yohanna, Ben Meryem,
ve daha birçokları, kendi olanaklarımızla
İsa ve öğrencilerine yardım ediyorduk.
Tanrı’nın, özlemle beklediğimiz Mesih’i nihayet göndermiş olduğunu umuyorduk.
Bir Kurtarıcı’ya ihtiyaç duyduğumuz kesindi.
Roma demir bir yumrukla hükmediyordu bize.
Değerli saydığımız herşeyi elimizden alıyor, geri kalanları da vergiye bağlıyorlardı.
Hem fiziksel hem de ruhsal yönden açtık,
birinin bize Tanrı’ya giden yolu göstermesi gerekiyordu.
Yıllarca mücadele eden ve hayal kırıklığına uğrayan halkımız,
ümit duymaktan bile korkuyordu.
Fakat İsa nereye gitse ümit aşılıyordu.
Kim-Kim o?
Genç bir adam. Dul bir kadının tek çocuğu.
Genç adam, kalk ayağa!
Aramızda büyük bir peygamber belirdi!
Tanrı, halkını kurtarmaya geldi!
Ne mutlu size, ey yoksullar! Çünkü Tanrı’nın Egemenliği sizindir.
Ne mutlu size şimdi açlık çekenler! Çünkü doyurulacaksınız
İnsanoğlu’na bağlılığınız yüzünden insanlar sizden nefret ettikleri,
Sizi toplum dışı edip aşağıladıkları
ve adınızı kötüleyip sizi reddettikleri zaman;
O gün sevinin, coşkuyla zıplayın!
Çünkü gökteki ödülünüz büyüktür.
Nitekim onların ataları da Peygamberlere böyle davrandılar.
On altı,
On yedi,
On sekiz,
On dokuz,
Yirmi.
İşte hepsi bu kadar
Ne demek ‘işte hepsi bu kadar’!
Vay halinize, ey zenginler, Çünkü tesellinizi almış bulunuyorsunuz.
Zengin… zengin olmak istemiyor; aklından zoru olmalı!
Vay halinize, ey şimdi gülenler, Çünkü yas tutup ağlayacaksınız.
Sizin için iyi sözler söylendiğinde, vay halinize!
Çünkü onların ataları da sahte peygamberlere böyle davrandı.
Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum:
Düşmanlarınızı sevin.
Sizden nefret edenlere iyilik yapın.
Size lanet edenler için iyilik dileyin.
Size hakaret edenler için dua edin.
Bir yanağınıza vuran kişiye
öbür yanağınızı da çevirin.
Birisi abanızı alırsa, ondan mintanınızı da esirgemeyin
Sizden birşey dileyen herkese verin.
Biri malınızı alırsa, onu geri istemeyin…
Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de öyle davranın.
Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, bu size ne övgü kazandırır?
Günahkârlar bile kendilerini sevenleri severler.
Geri alacağınızı umduğunuz kişilere ödünç verirseniz,
bu size ne övgü kazandırır?
Günakârlar bile böyle yapar.
Ona nasıl dokunabilir?
Fahişeyle nasıl konuşabilir? İğrenç, utanmalı yaptığından!
Hayır, düşmanlarınızı sevin iyilik edin onlara geri almayı ummadan ödünç verin,
böyle yaparsanız ödüllendirileceksiniz,
Yüceler Yücesi Tanrı’nın oğulları olacaksınız.
Çünkü O, nankör ve zalim olanlara da iyi davranır.
Babanız gibi, siz de merhametli olun.
Kurtar bizi İsa!
Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayın!
Suçlu çıkarmayın, Siz de suçlu çıkarılmazsınız!
Bağışlayın, Siz de bağışlanırsınız.
Efendim, yol göster bize!
Verin, size de verilecektir.
Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.
Kör köre kılavuzluk edebilir mi? İkisi de çukura düşmez mi?
Neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün
de kendi gözündeki merteği farketmezsin?
Bize yol göster, Efendimiz! Sana muhtacız Efendimiz!
Ne mutlu seni doğuran, seni emziren anneye!
Daha doğrusu, ne mutlu Tanrı’nın Sözü’nü dinleyenve uygulayanlara!
Tanrı’nın, en günahkâr insanları bile, yok edilmesi gereken düşmanlar değil,
sürüsüne geri kazandırmak istediği kayıp koyunlar olarak gördüğünü öğretti İsa.
Böylesine merhamet ve sevgi dolu bir tutumun,
bizlerin yüzyıllardır hor gördüğümüz kişiler
iğrenç bulduğumuz gelenekleri olan insanlar —için bile geçerli olduğunu,
İsa Samiriye’den geçmeyi seçinceye kadar anlamamıştık.
Hepsinin hor gördüğü bu kadın kimdi?
O bir Samiriyeli. Daha ne olacak!
Neyse boşver. Yiyecek almalıyız, Öğretmen’i bekletmek istemeyiz, değil mi?
Bana su verir misin?
Sen Yahudisin. Bense Samiriyeli bir kadınım. Nasıl olurda benden su istersin?
Eğer sen Tanrı’nın armağanını ve senden su isteyenin kim olduğunu bilseydin,
sen O’ndan dilerdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.
Efendim, Su çekecek herhangi bir şeyin yok, kuyu da derin,
yaşam suyunu nereden bulacaksın?
Bu kuyuyu bize veren atamız Yakup’tu.
Kendisi, oğulları ve hayvanları bu kuyudan içmişti.
Yakup’tan daha büyük olduğunu mu iddia ediyorsun?
Bu sudan her içen yeniden susayacak…
Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz.
Benim vereceğim sudan içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.
Efendim, Bu suyu bana ver.
Böylece artık ne susayayım, Ne de su çekmek için buraya kadar geleyim.
Git, kocanı çağır ve buraya gel.
Ama… Kocam yok benim.
Kocam yok demekle doğruyu söyledin.
Beş kocaya vardın ve
Şimdi birlikte yaşadığın adam aslında kocan değil.
Bana doğruyu söyledin.
Anlıyorum ki bir peygambersin efendim.
Samiriyeli atalarım Tanrı’ya bu dağda tapındılar.
Ama siz Yahudiler, Tanrı’ya, Yeruşalim’de tapmamız gerektiğini söylüyorsunuz.
Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki,
Baba’ya ne bu dağda, ne de Yeruşalim’de tapınacaksınız!
Siz Samiriyeliler bilmediğinize tapıyorsunuz.
Ama öyle bir saat geliyor ki, İçtenlikle tapınanlar,
Baba’ya ruhta ve gerçekte tapınacaklardır artık. İşte o saat de şimdidir.
Baba da kendisine böyle tapınanları arıyor,
Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.
O kadın değil mi bu?
Neden konuşuyor o kadınla?
Kim olduğunu biliyor mu onun?
Mesih denilen meshedilmiş Olan’ın geleceğini
ve onun bize her şeyi bildireceğini biliyorum.
Ben O’yum
Gelin, gelin, bu güne kadar yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Gelin.
Acaba o Mesih olabilir mi?
Mesih mi? Mesih mi?
Vaat edilen Kurtarıcı mı? Olamaz, mümkün değil.
Gelin, gelin de görün. Hadi gelin.
Öğretmenim , bir şeyler yiyin!
Yiyeceğim var; sizin bilmediğiniz bir yiyecek.
Birileri O’na yiyecek mi getirdi?
Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek
ve O’nun işini tamamlamaktır.
Ekinler sararmış, biçilmeye hazır!
Ne çok insan geliyor baksana!
Müjde Samiriyeliler için de mi geçerli?
Samiriyeliler O’na gelip yanlarında kalması ve onları eğitmesi için yalvardı.
Orada iki gün kaldık ve çok sayıda Samiriyeli iman etti.
Dileyin size verilecek; arayın bulacaksınız;
kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır,
her arayan bulur, ve kapı, çalan herkese açılır.
Aranızda hangi baba, balık isteyen oğluna, balık yerine yılan verir
ya da yumurta isterse ona akrep verir?
Kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız.
Gökteki Baba’nın, kendisinden dileyenlere Kutsal Ruh’u
vereceği çok daha kesin değil midir?
Size şunu söylüyorum: ‘Ne yiyeceğiz?’ diye canınız için,
‘Ne giyeceğiz?’ diye bedeniniz için kaygılanmayın.
Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemlidir.
Kargalara bakın!
Ne ekerler, ne biçerler; ne kilerleri, ne ambarları vardır.
Tanrı yine de onları doyurur.
Siz kuşlardan çok daha değerlisiniz!
Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir?
Gücünüz buna bile yetmediğine göre,
öbür konularda neden kaygılanıyorsunuz?
Zambaklara bakın nasıl da büyürler! Ne çalışırlar ne de iplik eğirirler.
Ama bütün görkemine karşın Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi.
Tanrı bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydirdiğine gore,
sizi de giydireceği çok daha kesindir.
Ey kıt imanlılar!
İmanımızı artır!
Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa, şu dut ağacına,Şöyle diyebilirdiniz:
Kökünden sökül ve denizin içine dikil’ ve o da sözünüzü dinlerdi.
Günaha düşüren tuzakların olması kaçınılmazdır, Ama bu tuzaklara aracılık edenin vay haline!
Bu kişi bu küçüklerden birini günaha düşüreceğine,
boynuna bir değirmen taşı geçirilip denize atılsa, kendisi için daha iyi olur.
Tanrı’nın Egemenliği neye benzer?
Onu neye benzeteyim?
Bir adamın bahçesine ektiği hardal tanesine benzer.
Tane gelişip ağaç olur,
Kuşlar dallarında barınır, yuvalarını kurarlar.
Neden söz ettiğini pek anlayamadım.
Neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yiyip içiyorsunuz?
Günahkârlar mı?
Hekime ihtiyacı olan, sağlıklı kimseler değil, hasta olan kimselerdir.
Doğru kişileri tövbeye çağırmak için gelmedim, günahkârlardır çağırdığım.
Geliyor! Bakın geliyor!
İsa!
Ne olur İsa bize yardım et, yardım et bize!
Kızımı, yavrumu kurtar, henüz on iki yaşında ve ölmesini istemiyorum,
lütfen, merhamet, merhamet!
Eğer giysisinin eteğine dokunabilsem, iyileşecebileğimden eminim.
Yair, üzgünüm… Onu rahatsız etme Yair.
Yardım et İsa!
Dostum, kızın öldü. Hocayı rahatsız etme.
Korkma Yair. İman edersen kızın iyi olacak.
Bana kim dokundu?
Biri bana dokundu İçimden bir güç akıp gittiğini hissettim.
Size dokunan bendim.
On iki yıldır durmayan bir kanamam vardı.
Varımı yoğumu hekimlere harcadım ama beni iyileştiremediler.
Giysinizin eteğine dokunduğum anda,
hemen iyileştim.
Kızım,
imanın seni kurtardı.
Esenlikle git.
Teşekkür ederim.
Ona “kızım” mı dedi?
Evet, bizim yasalarımıza gore on iki yıldır kirli sayılan bu kadına “kızım” dedi.
Onun yüreğini gördü ve yaralarını sardı.
Hangisidir gerçekten iyileştiren, emin değilim;
İsa’nın gücü mü, yoksa merhameti mi…
Ağlama Yair. Kız ölmedi, sadece uyuyor.
Kızım,
kalk!
Ona yiyecek bir şeyler verin.
Beni dinleyin… Burada olanları hiç kimseye anlatmayın.
Kız yaşıyor. Efendimin kızı…
Öğretmen onu ölümden diriltti!
Tanrı’ya hamdolsun! Kız yaşıyor! Yaşıyor!
İnanılmaz mucizeleri her yerde duyulmaya başlanmıştı,
Takipçileri de git gide artıyordu İsa’nın.
Efendimiz,
Halkı buradan gönder, Civardaki köylere, çiftliklere gidip
Yiyecek ve barınak bulsunlar.
Burası çok ıssız bir yer.
Onlara siz yiyecek verin.
Ama yalnızca beş ekmeğimizle iki balığımız var.
Topraktan ekmek yaratıp bizi doyuran Sen, evrenin Hakimi,
Rab Tanrı, şükürler olsun Sana.
Bu bir mucize!
İnanılmaz! Bu bir mucize!
Herkes doyana kadar yedi.
Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu toplandı.
İsa’nın sağladığı bereketi ve onu takip etmemiz gerektiğini,
bize hatırlatan şaşırtıcı bir mucize.
Ardımdan gelecek yok mu?
Ben seninle gelirim efendim,
ama önce, aileme gidip onlara veda etmeliyim.
Sabanı tutup da toprağı sürmeye başladıktan sonra geriye bakan,
Tanrı’nın egemenliğine layık değildir.
Ardımdan gelmek isteyen, kendini inkâr etsin,
her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin.
Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek
canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır.
İnsan bütün dünyayı kazanıp da canını yitirirse bunun kendisine ne yararı olur?
Kim benden ve benim sözlerimden utanırsa,
İnsanoğlu da kendisinin, Babası’nın ve kutsal meleklerin
görkemi içinde geldiğinde o kişiden utanacaktır.
Size gerçeği söyleyeyim,
burada bulunanlar arasında Tanrı’nın Egemenliği’n i görmeden ölümü tatmayacaklar var.
Korkma ey küçük sürü! Çünkü Babanız, egemenliği size vermeyi uygun gördü.
Mallarınızı satın, fakirlere sadaka olarak verin.
Kendinize eskimeyen keseler, göklerde tükenmeyen bir hazine edinin.
Orada güvende olur hazineniz.
Orada hırsızlar hazinenize yanaşamazlar, güveler keselerinizi yiyemezler.
Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.
Kadın,
hastalığından kurtuldun.
Bakın! Kurtuldu!
Bu bir mucize! İyileşti bak, bakın, iyileşti!
Bir mucize daha!
T-T-Tanrı’ya övgüler olsun, hamdolsun!
On sekiz yıldır hastaydım… Tanrı sizi korusun Öğretmenim!
Çalışmak için altı gün vardır.
Şifa almak için o günlerde gelin. Şabat günü değil.
Sizi ikiyüzlüler!
Her biriniz Şabat Günü kendi öküzünü veya eşeğini
yemlikten çözüp suya götürmez mi?
Buna gore, Şeytan’ın on sekiz yıldır bağlı tuttuğu,
İbrahim’in bir kızı olan bu kadının da…
Şabat Günü bu bağdan çözülmesi gerekmez mi?
Romalı yetkililer ve dini liderlerimiz,
İsa’nın ne çok izleyeni olduğunu gördüklerinde endişelendi.
Anlaşılan, birçok kimse onu şimdiden kral kabul etmiş.
Kral mı? Dilenciler, fahişeler hırsızlar kralı.
O’nun gibilerini çok gördük.
Gelirler, büyük sözler söylerler, kaybolur ve Unutulurlar.
Ama onu izleyenler Gün geçtikçe çoğalıyorlar.
Hepsi O’na hayran.
O’nu kral okabul ediyorlar
Bakın, sizi uyarıyorum;
Eğer bu adam huzuru daha fazla bozarsa, sizleri sorumlu tutarım bunu bilmiş olun.
Belki de haklı.
İsa’yla hesaplaşmanın zamanı geldi.
Bu para az…
Sadece iki bakır para.
Daha fazla veremez misin?
Size gerçeği söyleyeyim Bu yoksul dul kadın herkesten daha çok verdi.
Çünkü bunların hepsi kutuya, zenginliklerinden artanı attılar.
Bu kadınsa, yoksulluğuna karşın, geçinmek için elinde ne varsa hepsini verdi.
Söyle bize: Bu gibi şeyleri bize anlatmaya ne hakkın var?
Bu hakkı kim verdi sana?
Ben de size bir şey soracağım.
Söyleyin bana, Yahya’nın vaftiz etme yetkisi Tanrı’dan mıydı, insanlardan mı?
Kimden aldığını bilmiyoruz.
Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim.
İsa’nın merhametini takdir edeceklerine,
Ona karşı olanlar, Onu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı.
Günahkâr!
Zina etti bu kadın! Zina etti! Fahişe! Zina etti! Fahişe!
Öğretmen, bu kadın zina işlerken suç üstü yakalandı.
Bizim Yasalarımızda, Musa, böyle kadınların taşlanmasını buyurdu.
Evet! Taşlayın onu! Taşlayın! Taşlayın onu! Haydi taşlayın! Fahişe!
Sen ne dersin Öğretmen?
Öğretmen! Zina ettiğine tanıklık edecek iki kişi var.
Ne yapalım bu kadınla?
Adam nerede?
Yasa’ya göre onun da yargılanması gerekir.
İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!
Kadın, Nerede onlar?
Hiçbiri seni yargılamadı mı?
Hayır, Efendim
Ben de seni yargılamıyorum.
Git kadın ve bundan sonra günah işleme.
Lütfen beni kaldırır mısınız! Gel bakalım omzuma. Şimdi görebiliyor musun?
İsa’yı görüyorum.
Yasalara uymuyor,
Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı.
günahkârlarla muhatap oluyor.
Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip
Şabat’ta çalışıyor,
Böyle devam etmesine göz yumarsak, sonunda herkes inanacak ona
ve Romalı yetkililer harekete geçip Tapınağımızı yok edecekler.
Filizlerle birlikte büyüyen dikenler filizleri boğdu
İsa’yı tuzağa düşüremediler, daha fazla öğrenci toplamasını engelleyemediler,
ama vaat edilen Mesih olduğunu ilan etmesine izin vermeyecektiler.
Onu ele vermeyi kabul edecek bir adam buldular.
İsa dua etmek üzere öğrencilerini Zeytin Dağı’na çıkarırdı sık sık.
O gece çok huzursuz görünüyordu İsa.
Niçin uyuyorsunuz?
Kalkın, Dua edin ki ayartılmayasınız.
Yahuda.
İnsanoğlu’na bir öpücükle mi ihanet ediyorsun?
Efendimiz, kılıçla vuralım mı?
Haydi tutuklayın onu. Bırakın, yeter!
Niçin bir haydutmuşum gibi kılıç ve sopalarla geldiniz?
Hergün tapınakta sizinle birlikteydim, ama bana el sürmediniz
Ama bu saat sizindir, karanlığın egemen olduğu saattir.
Tutuklayın onu!
Arkadaşı mı ele verdi onu?
Öğrencilerinden biri mi?
Seçtikleri adam, hepimizin tanıdığı ve güvendiği bir adamdı.
Sakın kaçırmayın.
Başında duran adamlar, o gece onunla alay ettiler, onu dövdüler.
Tahmin et, kim vurdu sana?
Haydi bilsene! Şimdi kim vuracak sana?
Durun! Yeter artık!
Onu Kurul’un önüne çıkarın.
Söyle bize, sen Mesih misin?
Size söylesem, bana inanmazsınız.
Size soru sorsam, bana yanıt vermezsiniz.
Ne var ki, bundan böyle İnsanoğlu, kudretli Tanrı’nın sağında oturacaktır.
Öyleyse sen, Tanrı’nın Oğlu musun?
Söylediğiniz gibi ben O’yum.
O Tanrı’ya küfretti!
Artık tanıklığa ne ihtiyacımı var? İşte duydunuz, Tanrı’ya küfretti!
Ona bunu söyleme yetkisini kim veriyor? Doğru. Suçlu! Ölümü hak etti.
Söylediklerini kendi kulaklarımızla işittik! Suçludur, ölümü hak etti!
Onu Vali Pilatus’a götürelim
Evet, götürelim.
İsa’yı, Romalı yetkili, Vali Pilatus’un önüne çıkardılar.
Pilatus, binlerce kişiyi çarmıha gerdirmiş olan acımasız bir yöneticiydi
Sabahın köründe burada ne işiniz var?
Bu adamın ulusumuzu yoldan çıkardığını gördük.
Halkı kışkırtarak tapınaktakargaşa çıkardı.
Ama biz görüyoruz! Halka İmparator’a vergi vermeyin dedi,
kendini Mesih, kral ilan etti.
Mesih mi? Sen Yahudiler’in Kralı mısın?
Söylediğin gibidir.
Bizim Sezar’dan başka kralımız yok.
Bizim yasalarımıza göre suçlu bu adam; Tanrı’nın Oğlu olduğunu iddia etti, ölümü hak etti.
Bu adam ölümü hak edecek bir şey yapmamış ki.
Bu nedenle onu kırbaçlatıp Serbest bırakacağım.
Onu salıverirsen, Sezar’ın dostu değilsin!
Onu çarmıha gerin! Evet, onu çarmıha gerin!
Sen, sen, kırbaçlayın Onu.
Kral olduğunu ileri süren herkes Sezar’a karşı gelmiş olur.
Daha ne bekliyorsun Vali?
Götürün Onu! Öldürün! Çarmıha gerin!
O hiçbir suç işlemedi.
Onu serbest bırak, O Mesih! Tanrı’ya küfretti! Öldürün!
Bırakın, hiçbir suç işlemedi O! Onu özgür bırak!
Onu rahat bırakın!
Çarmıha ger! Çarmıha ger!
Geri çekilin! Defol burdan!
Çekil dedim!
Çekil!
Yolu açın, açın yolu!
Çekilin! Yolu açın! Yolu açın! Çekilin!
Açın şu yolu!
Defolun burdan!
Açılın, açılın!
Hadi!
Kalk ayağa! Kalk ayağa!
Sen. Adın ne senin? Kireneli Simun efendim?
Çarmıhı taşı.
İpleri kesin!
Açılın.
Yürü, hadi!
Açın yolu!
Dokunmayın ona!
Dokunmayın ona!
Bırakın, dokunmayın!
Efendimiz, senin için ağlıyoruz. İç lütfen, iç.
İçin efendimiz.
Ey Yeruşalim kızları, benim için ağlamayın
Kendiniz ve çocuklarınız için ağlayın.
Çünkü yaş olan ağaca bile böyle yaparlarsa,
kuruya kimbilir neler olacaktır?
Tanrı yardımcın olsun. Senin için dua edeceğiz.
Kaldırın!
Baba, onları bağışla. Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.
Başkalarını kurtarmıştı, Hadi, kendini kurtar bakalım.
Evet, eğer sen Mesih’sen kurtar kendini bakalım! Hadi, in çarmıhtan da görelim!
Mucizelerinden birini göster bize.
Ağaca asılan herkes Tanrı tarafından lanetlenmiş sayılır.
Tanrım, Kalbime, adeta bir kılıç saplandı
Ey Meryem, kalbine adeta bir kılıç saplanacak senin…
Peki ama neden?
Sen, Mesih Değil misin
Sen kendini de kurtar bizi de.
Siz Tanrı’dan korkmaz mısınız?
Onu da bizimle aynı cezaya çarptırdılar, ama kral olarak döndüğün zaman.
Beni unutma İsa
Sana doğrusunu söyleyeyim,
sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın.
Öğlen vakti, üç saat boyunca güneş karardı.
Baba,
ruhumu
ellerine
bırakıyorum!
Gerçekten de suçsuz bir adamdı. Ve Tanrı’nın oğluydu o.
Yüksek Kurul üyelerinden ve İsa’nın ölüme mahkum
edilmesini onaylamamış olan bir adam vardı.
Aramatyalı Yusuf diye tanınırdı bu adam.
Şabat Günü başlamadan once, İsa’nın cesedini çarmıhtan indirip,
yakında bulunan bir mezara koymak için Vali Pilatus’tan izin aldı.
Affet bizi. Rabbimiz’in mezarını görmek istiyoruz.
Gelmekte serbestsiniz. Ama haydi… Bakın Şabat günü başlıyor.
Onu neden öldürdüler?
Eğer Tanrı’dan geldiyse O neden ölüme boyun eğdi?
Ben de sordum bu soruları.
İsa kötü ruhlar üzerinde yetkiliydi. Ölüleri bile dirilebiliyordu.
Kendi ölümünü engelleyemez miydi?
Vaat edilen Mesih’i bulduğumu ümit ederek üç yıl boyunca takip ettim O’nu,
Ama artık O yoktu. Ben ne yapacaktım?
Bu çok üzücü bir hikâye.
Ama muhteşem bir şekilde sonuçlanıyor.
Ölümünün ardından, üçüncü günde, Pazar sabahının erken saatlerinde,
güzel kokması için bedenine süreceğimiz baharatlar elimizde, mezarına gittik yine.
Kaya yuvarlanmış.
Petrus…Yakup…Yuhanna… Dinleyin
Kaya yerinden oynamıştı!
İçeri girdik ama Rabbimiz’in cesedi orada değildi.
Rabbimiz’i mezarından almışlar
ve O’nu nereye koyduklarını da bilmiyoruz!
Evet, gidin de kendiniz görün.
Petrus, mezara gidip içeriye baktıktan sonra diğer öğrencilerin yanına döndü.
O’nu askerler götürmüş olmalı
ya da Ferisiler.
Ümidimizi bizden aldılar.
Hiç değilse bedenini bize bıraksalardı.
Kadın niçin ağlıyorsun?
Rabbim’i mezarından almışlar, O’nu nereye koyduklarını bilmiyorum.
Kadın, niçin ağlıyorsun? Kimi arıyorsun burada?
Efendim, eğer O’nu sen götürdünse,
nereye koyduğunu da söyle de gidip O’nu alayım lütfen
Meryem!
Öğretmenim!
Bana dokunma! Çünkü Baba’nın yanına daha çıkmadım
Yaşıyorsun Rabbim!
Git ve müjdeyi kardeşlerime bildir.
Bizleri bırakmadın. Tanrı bizi terketmedi.
Kardeşlerime söyle.
Rab’bi gördüm!
Mesih’i gördüm! Şükürler olsun!
O dirildi mi yani?
Evet.
Nasıl yani?
Ölüm onu tutsak edemedi.
Peki neden ölmesi gerekti ki?
Ölümü yenebilmesi için.
O’nu gördüğüm gün ben de anlamamıştım,
ama İsa, ilk görünüşünden sonra birkaç defa daha görünerek
bizlere ders verdi.
İsa’nın dünyaya gelişinden yüzyıllar once,
Kutsal Yazılar’da peygamberler,
vaat edilen Mesih’in acı çekeceğini bildirmişlerdi.
Yeşaya şöyle yazmıştı,
bizim isyanlarınımız yüzünden onun bedeni deşildi,
bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti;
esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi.
Onun yaralarıyla şifa bulduk.
Musa peygamber şöyle söylemişti,
“Asılan(ağaca) kişi Tanrı tarafından lanetlenmiştir.”
İsa çarmıhta öldüğünde, günahlarımızdan
-benim günahlarımdan- kaynaklanan laneti üzerine almıştır.
Kendini kurban ederek ve dirilerek, bizleri günahın boyunduruğundan kurtardı,
karanlığın hükmünü kaldırdı,
korku ve ezikliğimizi ortadan kaldırdı.
İsa’nın sağladığı kutsanma, Tanrı’nın İbrahim’e verdiği,
yeryüzündeki bütün halkların kendisi aracılığıyla kutsanacağı sözünün yerine gelmesidir.
Bütün halklar mı?
Kadınlar bile mi yani?
İsa benden “İbrahim’in kızı” şeklinde bahsetti.
Sen de onun gözünde çok değerlisin On iki yıldır kanaması olan
ve İsa’ya dokunarak iyileşen kadın gibi
ve benim gibi,
Artık korku veya utanç içinde yaşamamız gerekmiyor.
Sesini işittiremeyen, önemsiz insanlar değiliz artık.
İsa Kendisi için şöyle dedi:
Rab’bin Ruhu üzerimdedir.
Çünkü o beni yoksullara müjdeyi iletmek için meshetti.
Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, Körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için,
ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak
ve Rab’bin lütuf yılını ilan etmek için Beni gönderdi."
İsa, hastalığa kapılmış olan, dolayısıyla kirli sayılan kadınlara
bile yakınlık göstermiş, onları iyileştirmiştir.
Erkek, kadın, çocuk demeden, zengin ile fakir,
doğru ile günahlı arasında ayırım yapmadan
herkese öğretmen olmuştur.
Merhametiyle, onlara değerli olduklarını hatırlatmıştır.
Kötü ruhları kovarak,
erkek, kadın, çocuk demeden, herkesi Şeytanın boyunduruğundan kurtarmıştır.
Böylece, kötülük üzerinde ve bütün ruhlar üzerinde yetkili olduğu anlaşılmıştır.
İsa, birçoğunun kızlarını ve oğullarını dirilterek,
ölüm üzerinde bile yetkili olduğunu göstermiştir.
Şeytan ve diğer kötü ruhlar, İsa’nın çarmıha gerilmesini sağladıklarında,
zafer kazandıklarını sandılarsa da, İsa ölümden dirilerek,
kötülüğü ve ölümü bütünüyle yendi.
Yani O gerçekten de Mesih miydi?
Herşeye Gücü Yeten Tanrı’nın vaat ettiği Mesih,
böylesine mucizeler sergileyebilirdi ancak.
Ancak İsa kadar merhametli, kudretli ve güvenilir bir kimse,
bizim güvenimize ve sevgimize gerçekten layık olabilir.
Tanrı dünyayı yarattığında, erkek ve kadını,
Kendisinin huzurunda yaşayarak O’nun neşesine paydaş olmak üzere yaratmıştı.
O’nun tasarısı böyleydi.
Ancak biz insanlar O’na inanmadık ve buyruğuna uymadık.
Bu utanç verici söz dinlemezliğimiz,
bizi Tanrı’dan uzaklaştırdı ve erkek ile kadın arasındaki uyumu yok etti.
Bu söz dinlemezliği biz de sürdürdük.
Kutsal Yazılar’da, “…günah işlemeyen tek kişi yoktur” denmiştir.
Günah yüzünden insan Tanrı’dan koparılmış ve ölüme mahkum olmuştur.
Ama Tanrı, sonsuza dek O’ndan ve O’nun sevgisinden ayrı,
korku içerisinde ve ezik yaşamlar sürmemizi istemiyordu.
Nitekim, nasıl ki İbrahim’in oğlu yerine kurban edilmek üzere bir koç sağladıysa,
bizlerin yerine ölmesi için de İsa’yı gönderdi.
İsa, yaşamı, ölümü ve dirilişi sayesinde,
Kendisine iman edenlerin Tanrı’yla doğru bir ilişkiye sahip olmalarını mümkün kıldı.
İsa sayesinde, Herşeye Gücü Yeten Tanrı’yla yenilenen bağımız,
ölsek de, asla kopmayacaktır.
İsa’yla beraber çarmıha gerilen suçlulardan biri,
ölmek üzereyken İsa’ya iman etti ve İsa da ona
“ sen bugün benimle cennette olacaksın” dedi.
İsa’nın Kurtarıcı olduğuna iman edenler,
sonsuz azaptan kurtularak ebediyen Tanrı’yla yaşayacaktır.
Nasıl?
İman yolunda onu izleyerek.
Ama beni nasıl kabul eder?
Meryem ile beni kabul etti.
Bunu nasıl anlarım?
Ona güvenmelisin. Soru sor Ona.
Konuş Onunla.
“Tanrım, göklerdeki Babam, kutsal ve doğrusun.
Sevgin için teşekkür ediyorum. Sana karşı günah işledim.
Vaat ettiğin Mesih’i, İsa’yı, utanç ve
suçluluğumuzu yenmek üzere gönderdiğin için teşekkür ederim.
Benim yerime o öldüğü için teşekkür ederim. Kurtarıcımı izlemek istiyorum.
Beni kurtardığın ve kabul ettiğin için teşekkür ederim.
Amin.
Amin.
Amin.
Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
İsa şöyle dedi, “Koyunlarım sesimi işitir.
Ben onları tanırım, Onlar da beni izler.”
O seni tanıyor, Rivka… ve seni seviyor.
Bu sonsuza dek sürecek olan ve O’nu daha fazla tanıdıkça, ve güvendikçe
zamanla gelişecek olan kutsal bir ilişkinin başlangıcıdır Rivka.
O’nun sözlerini Dinleyerek gelişiriz
O’na imanla dua ederek
ve O’nu izleyenlerle bir araya gelerek
Diğer insanlara da O’ndan bahsederiz,
ne de olsa İsa şöyle demişti:
Tanrı sizi kutsasın ve korusun
Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.
Bu nedenle gidin bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin;
onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin;
size buyurduğum herşeye uymayı onlara öğretin.
İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.