Rivka.
Düğün Günü.
Leyla?
Ne yapıyorsun, Leyla?
Bugün kızımızın düğünü var.
ve yapacak dünya kadar iş var.
Evet, yapacak başkaları da var.
Yatağa geri gel de dinlen biraz.
Yarın dinlenirim.
Ah!
Akılsız kadın.
Ha, ha, halimize bak.
Nasıl bir çiftiz biz?
Sen her zaman gülecek bir şeyler bulursun.
Ağlamaktansa gülmek daha iyi.
Düğün günümüzü hatırlıyorum.
O günde de gülüyor muydun?
Ha, ha, ha, ha, gülmek mi?
Ölesiye korkmuştum.
İkimiz de daha çocuktuk.
Ama şimdi.
Yaşlı ve hastayız.
körüz.
Çocuk değildik,
genç yetişkinlerdik.
Ben korkuyordum.
Ama sana saygı duyuyordum.
Babam da ailene saygı duyuyordu.
Yıllar nasıl da geçip gidiverdi.
Birlikte büyüdük biz Musa.
Birlikte büyüyecek daha iyi bir eş isteyemezdim.
ben de daha iyi bir koca.
Bugün kızımızı veriyoruz.
Tanrı onu yeni yaşamında kutsasın.
Düğünün neredeyse başlayacak.
Korkuyor musun?
Ben mi? Korkmak mı?
Hayır.
Dehşet içindeyim.
Ama bunu düşünmemeye çalışıyorum.
Evet, ben de sana hatırlatmaya geldim.
Sen ve diğer herkes!
Anneciğim,
Bugün çok fazla çalıştın.
Gidip dinlenmelisin.
Hayır, hayır, hayır, küçüğüm.
Bugünün hiçbir anını kaçırmak istemiyorum.
Keşke abin de burada olsaydı.
Ama,
Anne, sana söylemedim mi?
Davut, Yakup'u kırda bulmuş.
Yakup'a düğüne geleceğini söylemiş.
Davut mu?
Bu hafta Yakup'la konuştun mu yoksa?
Tabii ki hayır, hayır anne.
Yakup Eyüp'e, Eyüp de Sara'ya söylemiş.
Ama anne,
Davut geliyor.
Mutlu değil misin?
Ah,
Sevindim.
Ama umarım dikkatli olur.
Romalılar onu bir bulursa...
Anne, bu benim düğünüm.
Her şey harika olacak.
Senin düğünün.
Ne kadar çabuk büyüdün.
Geç oluyor.
Gidip giyinmen gerek.
Hoşgeldiniz halalarım. Geldiğiniz için çok teşekkür ederim.
Tabii ki geldik.
Ne zahmet ettiniz?
Halacığım teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.
Ne güzel bir gün! Ha, ha.
Ama, senin giyinme vaktin gelmedi mi hâlâ?
Çok haklısın.
Gel benim kardeşim. Seni giydirelim.
Daliya, gel ve bize katıl.
Sen güzel bir gelinsin, Miryam.
Çok gerginim.
Hepimiz düğün günümüzde gergindik.
Ah!
Şu yaşlı, kalın parmaklar yok mu!
Sanırım bu işi, siz genç bayanlara bırakacağım.
Düğün gününde en küçük kızıma vermek istediğin birkaç bilgece öğüt var mı Nura?
Geçen hafta bana
İsa'nın düğün hikâyesini anlatmıştın.
Hatırlasana Leyla, hani şu on bakire kızın damadı beklediği öykü vardı ya?
Hepsinin ellerinde kandillik vardı.
kızların beşi, kandilliklerini doldurmak için yanlarında yağ getirmişlerdi,
diğer beşi ise getirmemişti.
Damat biraz gecikmişti.
Ah, umarım Yakup gecikmez.
Yoksa vazgeçtiğini düşünürüm.
Ah, eminim gecikmesi durumunda, arkadaşların yağı getireceklerdir. Merak etme sen.
Herkesin kandilliği sönerse, kutlama berbat olur.
Düğünümü karanlıkta yapmak istemem.
Bu öyküde
Komşular damadın yolda olduğunu duyurunca,
yağı olmayan kızlar, olanlara yalvarmaya başladılar.
Ama eğer yağı paylaşsalardı,
hiçbirinin lambalarında düğün ziyafeti bitene dek yetecek kadar yağı olmayacaktı.
Bu nedenle beş akılsız kız, yağ satın alabilecekleri birini bulmak için yola çıktılar.
Ama pazar yeri çoktan kapanmıştı.
Tabii ki kapanmıştı.
Beş akılsız kız gittikleri yoldan dönene kadar,
herkes çoktan düğün ziyafetine gitmişti ve beş kız da evde kalmış oldular.
Anlayamadım sevgili halacığım.
Bu öykü benimle değil, konuklarla ilgili.
Bence İsa gerçekten düğünlerden söz etmiyordu.
Bence bizim yaşantımızdan söz ediyordu.
Hepimiz İsa'nın dönüşünü bekliyoruz.
Bazılarımız o gelmeden ölüp gidebiliriz, ama her gün O'nu karşılamak için hazırlanmalıyız.
Yüreklerimiz
daima O'nun Kutsal Ruh'uyla dolu ve O'na odaklanmış olmalı.
Bizim için bunu kimse yapamaz.
Kızlar birbirlerine yağlarını ödünç veremezlerdi.
Senin kocan
kendi yüreğini sana ödünç veremez.
Sen kendin için Tanrı'ya yönelmelisin.
İsa'nın sözlerini her gün düşünmekten zevk alıyorum.
İlahi söylüyorum.
Dua ediyorum.
Sen de öyle yapmalısın, Miryam.
Her zaman O'na yönel. Her zaman O'ndan bilgelik dile.
Her gün, kandilliğin için çok daha fazla yağ alma fırsatıdır.
Bunu hatırlamak için ne harika bir yol.
Teşekkürler, halacığım.
Bir şey değil yavrum.
Rivka, canım,
en küçük kızımın düğün gününde onunla paylaşmak istediğin bir şey var mıdır acaba?
Bugün harika görünüyorsun, Miryam
Saçlarının mükemmel görünmesini sağlayabiliriz. öyle değil mi? Şimdi,
sana bakıyorum da
Gözlerin parlıyor yüzün ışıldıyor,
Elimde olmadan aklıma Havari Petrus'un sözleri geliyor.
O demişti ki,
seni güzel yapan saç örgülerin değildir.
Altın mücevher ve güzel giysiler de seni güzel yapmaz.
Gerçek güzellik insanın içinden gelir.
solmayacak ve eskimeyecek olan güzellik budur.
Tanrı buna büyük değer verir.
Bunu unutma
ne bugün ne de yarın.
Gerçek güzellik içsel güzelliktir.
Teşekkür ederim, Rivka hala.
Sara,
Senin kardeşinle paylaşacağın bir şeyin var mı?
Aslında,
ben iyi bir eş nasıl olunur, daha yeni öğrenmeye başlıyorum..
Birkaç ay içinde de iyi anne olmak ne demek öğrenmeye başlayacağım.
Ama
Rivka halanın Meryem ve Marta hakkında anlattığı öyküyü hatırlıyorum. Hatırladın mı?
İsa onlara geldiği zaman mı?
Evet.
O zamanlar İsa'yla havarileri... kırsal bir bölgede ders vererek yolculuk yapıyorlardı.
Ve Marta'nın kardeşi Meryem'le birlikte yaşadığı köye geldiler.
Marta yaşça daha büyüktü
ve bütün hazırlıklardan yorgun düşmüştü.
çünkü önüne yemek koyması gereken bir sürü kişi vardı.
Ama
Meryem,
yani senin gibi küçük olan kardeşi
Rab'bin ayaklarının dibinde oturmuş, O'nun sözlerini dinliyordu.
Marta ev işlerinde kendisine yardımcı olmadığı için Meryem'e kızdı ve onu İsa'ya şikayet etti.
İsa şöyle karşılık verdi:
"Ama Meryem daha iyi olanı seçti
ve bu onun elinden alınmayacak.
Galiba
Ben Marta gibiyim.
Benim için
kaygılara kapılmak, geleceği ve yapmam gereken onca işi düşünerek endişelenmek çok kolay.
Ama
Sanırım iyi bir eş ve iyi bir kadın olmanın sırrı vakti duayla,
Kutsal Yazılar üzerinde düşünerek ve her gün İsa'nın
sözlerini anarak geçirmekte yatıyor.
Zaman ayırıp, yüreğimi sakinleştirdiğimde ve
O'nun benimle konuşmasını dileyip dinlediğimde
o zaman Marta'dan çok Meryem gibi
yaşamış oluyorum.
Sağol Sara.
Sara haklı.
Her günü ayrı ayrı yaşamalıyız.
ve her günümüzde, Rab'le ilişkimize en büyük önceliği vermeliyiz.
Bize sevinç veren budur.
Eşinle birlikte yaşamaktan zevk al,
Miryam.
Nehemya peygamber demişti ki, "Rab'bin sevinci bizim gücümüzdür."
Mutluluğu
küçük şeylerde bul.
ve daima şükret.
Ve her gün tüm ihtiyaçlarını... ve ricalarını İsa'nın adına Göksel Baba'mızın önüne getir.
İnsanın kocası olsun ya da olmasın, böyle yaşaması gerekir.
Sen ve ben bunu biliriz, değil mi Daliya?
Sanırım.
Tabii ki biliriz.
Tanrı bizi olduğumuz gibi seviyor.
Hatta Elçi Pavlus, bekarlığın evlilikten daha iyi olduğunu düşündüğünü bile yazmıştı.
Gerçekten mi?
Evet. Evli olmayan insanların kendilerini Tanrı'yı hoşnut etmeye adayabileceklerini söylemişti.
Bekarlığın özel türde bir lütuf gibi olduğunu söyler gibiydi.
Ama Miryam'a bunu söyleme tabii.
Tanrı hayatımızın her mevsiminde
ve her durumunda bize karşı iyidir.
Ve bizi sevmesi
evli ya da bekar, çocuklu ya da çocuksuz olmamızdan değildir.
kendisiyle özel bir ilişkimiz olsun diye bizleri yaratmış olmasındandır.
Her birimizden zevk alır!
Biz de sadece İsa aracılığıyla O'nun sevgisini almayı öğrenmeliyiz.
Ah, anneciğim,
Seni çok seviyorum.
Her şey için teşekkür ederim.
Seni daima seveceğim,
ve her gün senin için dua edeceğim, çocuğum.
Geldiler.
Damat burada!
İşte damat!
Zaman geldi! Hadi gelin.
O burada!
Gelin geliyor!
Evet, şimdi!
İşte geliyor! Gördüm onu! Evet!
Davut!
Gelmişsin.
Tabii ki geldim, canım kardeşim.
Bu senin düğünün.
İşte burada baba.
Gelini almaya geldik.
Ne kadar güzel!
Sen benim kalbimi çaldın.
Gözlerinin tek bir bakışıyla
Kolyenin tek bir tanesiyle.
Açılın!
Ne oluyor böyle?
Çekilin! Nerede o? Nerede o?
Lütfen burada değil!
Bulduk onu!
İşte burada!
Bağlayın onu! Bağlayın onu!
Getirin onu!
Hayır!
Gidelim! Dönün!
Yürü
Çıkarın dışarı!
Hayır!
Davut!
Anne!
Anne!
Bu düğün hangi açılardan katıldığınız düğünlere benziyor ya da benzemiyor?
Nura'nın on bakire kız hikâyesi, hayatımız hakkında bize ne öğretiyor?
Sara'nın öyküsündeki Meryem'e mi benziyorsunuz, Marta'ya mı? Hangi açılardan?
Nura ve Sara'nın öyküleri hangi açılardan birbirine benziyor?
Tanrı'yla yürüyüşünüzü en büyük önceliğiniz yapmak için ne yapmalısınız?