1/4Klasik · 4 bölüm

İSA

Bu film Luka Kitabı giriş ile İsa hakkında mükemmel bir tanıtımdır. İsa mucizevi doğumundan mezardan dirilişine kadar daima insanları şaşırtmaktadır. Luka Kitabındaki yazılardan O’nun hayatını, bütün mucizelerini, öğretilerini ve tutkusunu izleyin. Tanrı herşeyi yaratır ve insanları sever. Ancak insanlar Tanrı’ya itaatsizlik eder. Tanrı ve insanlar ayrılır ancak Tanrı insanları çok sever ve insanlar için bir çözüm hazırlar. Oğlu, İsa’yı bizim günahlarımıza karşılık kusursuz bir kurban olarak gönderir. İsa gelmeden önce Tanrı insanları hazırlar. Peygamberler İsa’nın doğumu, yaşamı ve ölümü hakkında konuşur. İsa dikkatleri üzerine çeker. O kimsenin anlamadığı benzetmeler ile öğretir, körün gözünü açar, kimsenin yardıma değer görmediği insanlara yardım eder. Yahudi liderlerini korkutur ve tehdit olarak görülür. Böylece Yahuda İskariyot’u ve Romalı zalimleri İsa’nın çarmıha gerdirilmesi için ayarlarlar. Konunun çözüldüğünü düşünürler. Ancak İsa’ya hizmet eden kadınlar mezarı boş bulurlar. Öğrenciler panik içindedir. İsa onlara göründüğünde gerçek olduğundan şüphe duyarlar. Ancak O daima bunu bildirmiştir: O ölümü yenen Kurtarıcıları, kusursuz kurbandır. Cennete yükselirken izleyicilerinin diğerlerine kendisi ve öğretileri hakkında anlatmasını söyler.

Sorunuz

Kutsal Kitap ayetleri

Paylaş
Ücretsiz kaynaklar

Kutsal Kitabı daha derinden anlamak ister misiniz?

Kutsal Kitap çalışmasına katılın

Transkript

Turkish (Türk)
Tanrı, ne kadar Yüce! Her şeyin üstünde güçlü ve görkemli Gökler yüceliğini beyan eder, gökyüzü O’nun ellerinin ne kadar harika işleri olduğunu gösterir. Gün be gün O’nu anlatır. Gök yüzü her gece O’nu tanıtır. Gökleri yaratırken Tanrı yer yüzünü de yarattı ve yerin tozundan insana şekil verip, ona hayat nefesini üfledi. Sevgi Tanrısı, insanoğluyla ilişki kurabilmek için erkeği ve kadını kendi benzerliğinde yarattı. Böylece başlangıçta onlar Tanrı’ya saygı gösterip O’nu onurlandırdı ve Tanrı’yla uyum içinde yaşadı Şeytan, kadını yasaklanmış meyveyi yemesi için ayartana kadar bu böyle devam etti. Kadın meyveyi erkeğe verdi ve o da yedi. Meyveyi yemekle insanoğlu Tanrı’ya isyan etti ve kendi yoluna gitti. Bu günahın sonucu olarak insanoğlu Tanrı’dan ayrıldı ve Aden Bahçesi’nden kovuldu ama Tanrı yine de insanoğlunu sevdi. Yarattıklarından ayrı kalmak hiç bir zaman Tanrı’nın isteği değildi. Ama insanoğlunu günahı için cezalandırmazsa Tanrı, nasıl kutsal ve mükemmel adalet kaynağı olabilirdi? Kutsal Kitabında Tanrı dünyayı yargından kurtarma tasarısını açıklar. Bu tasarının yerine geldiğini gören ilk insanlardan biri İbrahim’di. İbrahim, doğru bir kişiyi. Tanrı, onu kutsayacağını ve soyunu denizdeki kum ve gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağını vaad etti. İtaatini görmek için Tanrı, İbrahim’den oğlunu kendisine bir sunu olarak kurban etmesini istedi. İbrahim Tanrı’ya güvendi ve O’na itaat etti. Ama oğlunu kurban etmek için bıçağı kaldırdığında Rab’bin meleği ona engel oldu. İbrahim’in Tanrı’dan korktuğunu ve O’na itaat etmeye hazır olduğunu gördü. Sonra İbrahim, boynuzlarından çalılara takılmış bir koç gördü ve oğlu yerine Tanrı’ya onu sundu. Böylece Tanrı İbrahim’e günah için geçici bir kurban olarak bir kuzu ya da benzeri bir hayvanın sunulması gerektiğini gösterdi. Ta ki Tanrı’nın insanlığın günahlarının cezasını ödemek için sağlayacağı son kurbanı gönderene kadar. insanlığı Tanrı’dan ayırmasına karşılık sunulan kurban bozulmuş ilişkiyi düzeltecekti. Kutsal Yazılar, dünyanın günahları için ölmek üzere gelecek olan son kurbandan bahseder. Tıpkı koç İbrahim’in oğlunun yerini aldığı gibi, gelecek olan da insanlığın yerini alacaktı. Öyle ki, insanlık bağışlansın. Kimileri gelecek olan bu kişiye ‘Mesih’ diyordu. Dünyanı Tanrı’yla sonsuza dek barıştırmak üzere gelecekti. Mesih gelmeden yüzlerce yıl önce peygamberler O’nunla ilgili bir çok ayrıntılı ön bildirilerde bulundular. Yeşaya peygamber, Mesih’in doğumunun mucizevi olacağını söylemişti. Bakire bir kız gebe kalıcak ve Ruhsal anlamda Tanrı’nın oğlu olacak bir çocuk doğuracaktı. Mika peygamber, Mesih’in Beytlehem’de doğacağını söylemişti. Zekeriya peygamber de, Mesih’in Yeruşalim’e bir sıpaya binmiş olarak geleceğini ve Yahuda tarafından ihanete uğrayacağını söylemişti. Yeşaya, Mesih geldiğinde neler yapacağı konusunda peygamberlikte bulundu. Rabbin Meshettiği kişi, yoksullara müjdeyi iletecek, yüreği ezik olanların yaralarını saracak, tutsaklara serbes bırakılacaklarını ve Rabbin halkını kurtaracağı anın geldiğini ilan edecekti. Peki kimdi bu Mesih? İlk yüz yılda İSA adlı bir peygamber ortaya çıktı. Bazıları peygamberlerin söz ettiği kişinin O olduğunu düşündü. Bu olabilir miydi? Hayatı O’nun hakkkında yapılan peygamberlikleri tamamlıyor muydu? İSA, bir peygamberden öte miydi? İzleyecekleriniz görgü tanıkları tarafından Kutsal Yazılarda kaleme alınmış hikayesidir. İSA’nın rolünü bir oyuncu üstleniyor. Hiç bir oyuncu İSA’nın rolünü oynamaya layık olmasa da, bizim O’nun hayatını anlamamız ve hayatından öğrenebilmemiz için birisinin O’nu oynaması uygun görüldü. Ben Luka, aramızda olup bitenleri, özenle araştırmış olarak size düzenli bir biçimde anlatmayı uygun gördüm. Böylece size öğretilenlerin doğruluğunu bilesiniz diye. Sezar Avgustus Roma İmparatoru, büyük Hirodes’in Yahudiyelerin Kralı olduğu günlerde, Tanrı, meleklerinden Cebrail’i, Nasıra kentinde yaşayan bir bakireyi ziyarete gönderdi. Bakirenin adı Meryem'di. Korkma, Meryem ... Sen Tanrı’nın lütfuna erdin. Hamile kalıp bir erkek çocuk doğuracaksın. Çocuğun adı İsa olacak. Ama nasıl olur? Ben bakireyim. Kutsal Ruh senin üzerine inecek doğuracağın çocuk, yüce biri olacak. Kendisine Tanrı’nın Oğlu denecek. O’nun egemenliği sonuza dek sürecek. Böylece Meryem kuzeni Elisabet'i ziyarete gitti. Mucizevi bir şekilde Elizabet de hamileydi. Elisabet! Meryem! Sevgili Meryem! Kadınların en kutsalı! Senin doğuracağın çocuk da kutsal olacak Çünkü sesini duyduğum an karnımdaki çocuk sevinçle kıpırdadı, sevinçle! Kalbim ,Yüce Rabbimi över. Ruhum, kurtarıcımız olan Tanrı'yla sevinir. Bugünden sonra, tüm kuşaklar beni kutsal diye adlandıracaklar. Ey Nasıra halkı! Duyduk duymadık demeyin! Sezar Ogüstus'un fermanıyla bir sayım yapılacaktır. Bu nedenle Celile ve Yahudiye bölgelerinde oturanların hepsi, atalarının doğduğu kent ya da kasabada derhal kayıtlarını yaptıracaktır. Meryem de kaydını yaptırmak için sözlüsü Yusuf'la birlikte Yahudiye'deki Beytlehem kasabasına gitti. Ama Beytlehem'de kalacak yer bulamadılar. Gecelemek için bulabildikleri tek yer basit bir ahırdı. Ülkenin o bölgesinde bazı çobanlar geceleyin sürülerini beklerlerdi. Tanrı'nın meleği onlara göründü ve birden Tanrı'nın görkemi onları sardı. Bugün Davud'un kentinde Kurtarıcınız Efendiniz, Mesih doğdu. Çobanlar, samanlıkta yatan bebeği görmeye gittiler Dünyayı kurtaracak olan Mesih'in doğduğu müjdesini herkese ilk ileten onlar oldu. Bir hafta sonra, sünnet zamanı geldiğinde, bebeğe "İsa" adı verildi. Meryem ve Yusuf çocuğu alıp, Tanrı'ya adamak için onu Yeruşalim’e götürdüler Tapınakta iyi ve dindar bir adam vardı. Adı Simeon'du. Tanrı ona Mesih'i görmeden ölmeyeceğine dair söz vermişti. Allah'ım, vermiş olduğun sözü tuttun Bu kulun artık huzur içinde ölebilir. Bu gözler senin sağladığın kurtuluşu sonunda gördü. Bu çocuk Tanrı tarafından seçildi Tanrı ikinizi de korusun. Yusuf ve Meryem, Musa peygamberin yasasına göre, tüm görevlerini yerine getirdikten sonra Yeruşalim’den ayrılıp Nasıra'ya geri döndüler. İSA, 12 yaşına geldiğinde Yusuf ve Meryem onu fısıh bayramını kutlamak üzere Yeruşalim’e götürdüler. Geri dönmeye hazırlanırlarken İSA'nın yanlarında olmadığını gördüler. İSA onlardan uzaklaşıp, geride kalmıştı. Onu aramak için kente döndüler. Üçüncü gün tapınakta, Onu din bilginleriyle otururken buldular. Böyle sorular soran bu küçük kimin çocuğu acaba biliyor musun? Nasıralıdır efendim. Bizi terkettiğini sanmıştık. Lütfen, bağışlayın onu efendim. Onu dinleyen herkes hayran kalmıştı. Oğlum... Neden bunu bize reva gördün? Babanla birlikte seni aradık durduk ve çok merak ettik. Niçin beni aradınız? Babamın evinde bulunmam gerektiğini bilmiyor muydunuz? İSA onlarla birlikte Nasıra'ya döndü. Akılca ve bedence gelişti. Tanrı'nın ve insanın gözünde yüce bir yere ulaştı. Inspirational Films, Inc. Sunar Aziz Luka'nın Müjde'sinden alınmış bir belgeseldir. Bilinen yaşamı ve... İsa Mesih İmparator Tiberyus'un egemenliğinin 15 yılıydı. Yahudiye Valisi Pilatus, Celile'nin yöneticisi de Kral Hirodes'ti. Hanan ve Kayafa da din başkanlarıydı. Tanrı'nın sözleri çölün orta yerinde Yahya peygambere ulaştı Oradan da Şeria Irmağı boyunca yayıldı. Günahlarınızdan dönün ... Vaftiz olun Tanrı, günahlarınızı bağışlayacaktır! Yeşaya peygamber kitabında bizlere şöyle der: Çölde haykıran: Rabbin yolunu hazırlayın! Geçeceği patikaları düzleştirin diye sesleniyor. Her vadi doldurulacak, her dağ, her tepe alçaltılacak, dolambaçlı yollar doğrultulacak, engebeli yollar düzleştirilecek O zaman Rabbin Yüceliği görülecek ve bütün insanlar Tanrı’nın sağladığı kurtuluşu görecek. Ne yapmamız gerekiyor? Evet Söyle bize ... Ne yapmalıyız? Ey, engerekler soyu! Ne yapmamız gerekiyor? Yardım et bize! Evet ne yapacağız? İki gömleği olan, birini gömleği olmayana versin Yiyeceği olan, yiyeceğini olmayanla paylaşsın, Hocam Biz vergi memuruyuz Ne yapmamız gerekiyor? Gerektiğinden fazla vergi almayın. Peki ya biz? Biz ne yapmalıyız? Kimseden zorla para almayın Kimseyi yalan yere suçlamayın Aldığınız ücretle yetinin. Söyle bize... Mesih sen misin? Mesih sen misin? Söyle… Ben sizi suyla vaftiz ediyorum Ama benden daha güçlü olan geliyor Ben onun çarıklarının bağını bile çözmeye layık değilim. O sizi Kutsal Ruh’la ve Ateş ile vaftiz edecek Harman yerini temizlemek ve buğdayı toplayıp ambarına yığmak için, Yabası elinde hazır duruyor Tanrı'nın Kutsal Ruh’u, bir güvercin biçiminde İsa'nın üzerine kondu Gökyüzünden bir ses, "Sen benim oğlumsun, senden hoşnudum" dedi. İSA, kutsal görevine başladığı zaman 30 yaşlarındaydı. Şeria ırmağından Kutsal Ruhla dopdolu dönmüştü Bu ruh onu çöle götürdü. Orda kırk gün süreyle şeytan onu ayartmaya çalıştı. Bu süre boyunca İsa hiçbir şey yemedi. Sonra yılan biçimine bürünmüş olan şeytan ona göründü ve dedi ki: "Eğer sen Tanrı'nın Oğluysan, bu taşı ekmeğe çevir." Kitap der ki: "İnsan yalnız ekmekle değil, Tanrı'nın her sözüyle yaşar." Sonra şeytan Ona yüksekçe bir yerden dünyanın tüm ülkelerini gösterdi. Tüm bu gücü ve tüm bu serveti sana veririm Bunların hepsi bana teslim edildi, ben de onları dilediğime verebilirim Bana taparsan, bütün bunlar senin olacak. Kitap der ki: "Efendin olan Tanrı'ya tapacaksın yalnız O’na kulluk edeceksin." Bu sefer de şeytan onu Yeruşalim’e götürüp tapınağın tepesine çıkarttı. Sen Tanrı'nın oğluysan, kendini burdan aşağıya at Çünkü bir ayet der ki: "Tanrı meleklerine seni korumalarını buyuracaktır; ayakların taşa çarpmasın diye melekler seni elleri üstünde taşıyacaktır..." Bir başka ayette der ki: "Efendin olan Tanrını sınamayacaksın." Sonra İSA, büyüdüğü kent Nasıra'ya geldi. Merhaba. Merhaba. Yahudiler'in ibadet günü olan Şabat günü İsa her zamanki gibi bir havraya gitti. Orda Yeşaya peygamberin kitabından bir bölüm okumasını istediler. Rab’bin Ruh’u üzerimdedir O beni, müjdeyi yoksullara iletmek için seçti Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlerin gözlerinin açılacağını duyurmak için beni gönderdi. Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak, Tanrı’nın halkını kurtaracağı zamanı geldiğini bildirmek için beni gönderi. İyi konuşuyor Kutsal Kitabın bu sözleri bugün gerçekleşti. Kitap gerçekleşti mi? Ama bunları sadece Mesih gerçekleştirebilir. Doğru söylediğini nerden bilelim? Kuşkusuz, "Ey hekim sen önce kendini iyileştir" deyimini hatırlayacaksınız. Başka yerlerden de duyduk. Aynını burada kendi yurdunda da yap diyeceksiniz. Size şunu söyleyeyim: hiçbir peygamber kendi memleketinde kabul edilmez. İsa bunları söylemekle kendini Mesih, (yani, Tanrı'nın insanlığı kurtarmak için seçtiği kişi) ilan etti. Yahudiler'in bir çoğu ise Mesih'i reddettiler. Onu uçurumdan aşağı atmak istediler. Ama o kalabalığı yarıp geçti... Celile’nin Kefernahum kentine geldi. Roma işgalinin etkileri her yanda belli oluyordu... Halk kendilerini zulümden kurtaracak olan Mesih'i özlemle bekliyordu. Sana esenlikler dilerim. Ben de size efendim. Acaba kayığın beni alır mı, Simun? Elbette Bizi bırakıp gitmeyecek değil mi? Konuş bizimle ne olur! Bırakma bizi, ne olur! İsa! konuş bizimle. Bir gün dua etmek için iki kişi tapınağa gitmişler... İçlerinden biri dini lider, diğeriyse vergi memuruymuş. Dini lider öne çıkıp, kendi başına dua etmiş. "Tanrım, sana şükürler olsun. Ben başkaları gibi açgözlü, ahlaksız ve namussuz değilim... Sana şükürler olsun ki şuradaki vergi memuru gibi değilim. Ben haftada iki kez oruç tutarım, gelirimin onda birini sana adarım." Buna karşılık biraz uzakta duran vergi memuru başını göğe bile kaldırmadan, göğsünü döverek demiş ki: "Tanrım, bu günahkar kuluna merhamet et" Size şunu söyleyeyim ki, Tanrı katında aklanmış olarak evine dönen dinini lider değil, vergi memuruydu. Çünkü, kendini büyük gören alçalır, alçak gören ise yükselir. Kayıklarınızla derin sulara açılın ve balık tutmak için ağlarınızı atın. Ah, Efendim... Bütün gece var gücümüzle çalıştık ama hiçbir şey tutamadık. Ama madem ki siz söylüyorsunuz, ağları atacağız Efendim. Yakup - Yuhanna! Yakup - Yuhanna! Kayığınızı buraya yaklaştırın. Bize biraz yardım edin çabuk. Bizim ağlarımız da dolu. Artık yeter... Bu kadarı yeter. Uzaklaşın benden Efendim. Ben günahkar bir insanım. Korkma! Bundan böyle insanları yakalayacaksın! Ölümden sonra kişiyi cehenneme atma yetkisine sahip olan Tanrı'dan korkun. Evet, size söylüyorum, O'ndan korkun. Beş serçe iki bakır paraya satılmıyor mu? Ve bunlardan bir teki bile Tanrı katında unutulmuş değildir. Başımızdaki saçların hepsi sayılıdır. Siz serçelerden çok daha değerlisiniz. Geliyor... Bakın, geliyor. İSA... Dur İSA! Bize yardım et, yardım et bize. Kızımı, yavrumu kurtar. Henüz 12 yaşında, ölmesini istemiyorum. Lütfen! merhamet, merhamet. Yair ... Çok üzgünüm. Dostum, Kızın öldü. Hocayı rahatsız etme! Korkma! Yalnızca iman et... Kızın iyileşecek. Ağlamayın... Kız ölmedi.. Sadece uyuyor. Çocuğum... Kalk! Aaa! Kalktı. Çocuğa yiyecek bir şeyler verin... Burada olup bitenlerden sakın söz etmeyin. Bundan sonra İSA, Matta Levi adında bir vergi memuru gördü. Matta kapıda oturmuş, gümrük vergilerini topluyordu. Beni takip et! İSA dua etmek için bir tepeye çıktı... Ve bütün geceyi orada dua etmekle geçirdi. Gün doğunca da öğrencileri arasından 12 kişiyi seçip yanına çağırdı Yanına geldiklerinde onları selamlayıp onlara elçi adını verdi. Kaya anlamına gelen Petrus adını verdiği Simon. Kardeşi Andreya, Yakup Yuhanna, Filipus, Bartalmay, Matta, Thomas, Alfay oğlu Yakup, yurtsever olarak bilinen Simun, Yakup’un kardeşi Yahuda Ve sonradan ona ihanet eden Yahuda İskariyot. Siz yoksullara ne mutlu... Tanrı'nın egemenliği sizindir. Şimdi aç olanlara ne mutlu! siz doyacaksınız. Şimdi ağlayanlara ne mutlu! siz güleceksiniz. İnsanlar benden ötürü sizden nefret edip size hakaret ettiği zaman ne mutlu size! Bunlar olunca sevinin, sevinçle coşun! Cennetteki ödülünüz büyük olacaktır. Onların ataları da peygamberlere aynı şeyi yaptılar. On altı ... On yedi ... On sekiz ... On dokuz. Yirmi. İşte hepsi bu kadar! Ne demek "hepsi bu kadar?" Vay halinize, şimdi zengin olanlar Rahatınız bir gün sona erecek. Zengin. Zengin olmak istemiyor... Aklından zoru olmalı! Vay şimdi gülenlerin haline! Sonra yas tutup ağlayacaksınız Ey sizler, öldüğünüz zaman vay halinize! Atalarınız da eskiden peygamberlere öyle yaptılar. Sizlere şunu söylüyorum. Düşmanlarınızı sevin Sizden nefret edenlere iyilik yapın. Size lanet edenler için iyilik dileyin. Size hakaret edenler için dua edin. Bir yanağınıza vuran olursa, öbür yanağınızı çevirin. Eğer biri çeketinizi alırsa, gömleğinizi ondan esirgemeyin. Sizden bişi dileyen herkese verin Sizin malınızı alandan onu geri istemeyin. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de öyle davranın. Yalnızca sizi sevenleri severseniz, bunda övünecek ne var? Günahkarlar bile kendilerini sevenleri severler. Size iyilik yapanlara iyilik yapmakta övünecek ne var? Bunu günahkarlar bile yapar. Ona nasıl dokunabilir? Fahişeyle nasıl konuşabilir? İğrenç... Utanmalı yaptığından. Hayır... Düşmanlarınızı sevin... Onlara iyilik yapın... Karşılığını beklemeden borç verin... Daha sonra alacağınız ödül büyük olacaktır... Yüce Tanrı'nın çocukları olacaksınız. O, kötülere ve nankörlere bile iyi davranır... Siz de, Babanız Tanrı gibi merhametli olun... Kurtar bizi İSA! Kimseyi yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız, suçlamayın ki siz de suçlanmayasınız... Bağışlayın ki, sizi de bağışlasınlar... Efendim, yol göster bize! Verin ki... Size de verilsin... Hangi ölçüde verirseniz, o ölçüde geri alırsınız. Bir kör başka bir köre yol gösteremez... Buna kalkışırsa ikisi de çukura düşer. Kardeşinin gözündeki kıymığı görüyorsun da kendi gözündeki merteği neden farketmiyorsun? Bize yol göster, Efendimiz Sana muhtacız, Efendimiz! Ne mutlu seni doğuran, seni emziren anneye! Asıl, Tanrı'nın sözünü duyup ona itaat edenlere ne mutlu! Bu adamı tanımak isterdim. Sence o adam Mesih olabilir mi? Bu ferisi, İSA’yı yemeğe davet etti ve İSA, onun evine gidip yemeğe oturdu. Hadi çocuklar, yatın artık. Dediğimi duydunuz... Yatın artık. Bunlar hep böyle, yapmadıkları yaramazlık kalmaz. Bu kadının burada ne işi var? Bilmiyorum Napıyor bu? Eğer bu adam gerçekten peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim olduğunu bilirdi. Onun ne denli günahkar bir hayat sürdüğünü bilirdi. Ben bu kadının kim olduğunu biliyorum, Simun. Bak sana bir şey anlatiyim. İki kişinin bir tefeciye borcu varmış. Birinin ki 500 öbürünün ki 50 gümüşmüş. İkisi de borçlarını ödeyememişler... Alacaklı ikisinin de borcunu bağışlamış. Hangisi alacaklıyı daha çok sever? Sanırım daha fazla bağışlanan. Doğru dedin... Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldim Bana ayaklarım için su bile vermedin Ama o gözyaşlarıyla yıkadı, saçlarıyla kuruladı... Sen beni öperek karşılamadın. o geldiğimden beri durmadan ayaklarımı öpüyor... Sen başıma sürmek için yağ hazırlamadın, Ama o ayaklarıma güzel kokular sürdü Sana şunu söyliyim: gösteridiği bu büyük sevgi, Onun günahlarının bağışlandığını kanıtlar. Az bağışlanan, az sevgi gösterir. Günahların bağışlandı İmanın, seni kurtardı. Esenlikle git! Tanrı'nın egemenliğini müjdelemek için, İSA 12 elçisiyle birlikte köy, kent dolaşmaya başladı... Kötü ruhlardan kurtulmuş olan bazı kadınlar Mecdelli Meryem, Kral Hirodes'in saray yöneticisi Kuza' nın karısı Yohana ve Suzanna da onlarla birlikteydi. Roma'nın Celile'ye tayin ettiği kukla kral Hirodes, kardeşinin karısıyla evlenmesini hoş karşılamayan Yahya Peygamber'i hapse attırmıştı Yahya peygamberin öğrencilerinden biri, ona gördüklerini anlatıyordu. Noldu? Nain kentinin kapısından, bir cenaze çıkıyordu... Ölen, dul kadının tek oğluydu... Kadını görünce İSA'nın kalbi acıyla doldu... Ölünün bedenine dokunup dedi ki: "Delikanlı, sana söylüyorum, ayağa kalk!..." İşte o zaman ölü, doğrulup oturdu... ve böylece Isa onu annesine bağışladı. Öyleyse git, İSA'ya şunu sor: Yahya'nın gelecek dediği sen misin? Yoksa başkasını mı bekleyeceğiz? Efendimiz, uyanın! Efendimiz!... Yahya Peygamber bizi bir soru sormaya gönderdi. Beklediğimiz sen misin yoksa başkasını mı bekleyeceğiz? Gidip Yahya'ya görüp duyduklarınızı anlatın... Körler görüyor, topallar yürüyor... Ne mutlu benden şüphesi olmayanlara! Lütfen, beni kaldırır mısınız Omzuma alayım. Şimdi görebiliyor musun? İsa’yı görüyorum! Ekincinin biri tohumunu eker. tohumları serpiştirirken tohumların bir kısmı yol kenarına dağılır Ve ayaklar altında çiğnenir. Gökteki kuşlar tarafından yenir. Bazıları kayalık yerlere düşer. Düşen tohumlar filizlenince susuzluktan kuruyup gider. Bazıları dikenlerin arasına düşer. ve dikenler büyüyünce onları boğar. Bazıları iyi toprağa düşer. ve o tohumlar büyüdüklerinde yüz kat ürün verirler. Efendimiz kalabalıkta konuşurken neden hep benzetmeler kullanıyorsun? Tanrının egemenliğinin sırları size verildi. ama başkalarına bunlar benzetmelerle anlatılır. Bunlar bakar ama görmeyenler... işiten ama anlamayanlar için Benzetmelerin anlamı şudur Tohum Tanrının sözüdür. Yol kenarına düşen tohumlar sözü işiten kimselerdir. ama sonra iblis gelir ve onlar inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alıp götürür. Kayalık yerlere düşenler işittikleri sözü sevinçle kabul eden kişilerdir. Kök salamadıkları için ancak bir süre inanırlar ama denendikleri zaman imandan dönerler. Dikenlerin arasına düşenler sözü işiten ama zamanla yaşam kaygıları zevkleri ve zenginlikleri içinde boğulan insanlardır. Onlar olgun ürün veremezler. İyi toprağa düşen tohumlar sözü işitince itaatkar ve iyi bir yürekle saklayanlardır. Bunlar sabırla dayanarak ürün verirler. Hiç kimse kandil yakıp tahıl ölçeğinin altına koymaz ya da onu gizlemez. Aksine içeri girenler ışığı rahatça görsün diye onu yüksekçe bir yere koyar. Açığa çıkarılmayacak gizli bir şey yok. Bilinmeyecek ve aydınlığa çıkmayacak saklı bir şey yoktur. Öyleyse iyice dinleyin çünkü az şeyi olana daha çok verilecek Ama hiçbirşeyi olmayanlar kendisinde var sandığını da yitirecek. Efendim annen ve kardeşlerin dışarıdalar seni görmek istiyorlar. Benim annem ve kardeşlerim Tanrı sözünü işitip ona itaat edenlerdir. Bir gün İSA, elçileriyle birlikte bir kayığa bindi. “Hadi gölün karşı kıyısına geçelim” dedi. Kayıkta giderlerken İSA uyuya kaldı. Efendimiz! Devrileceğiz. Dalgalar üstümüze geliyor. Boğuluyoruz, kurtar bizi! Kurtar bizi, kurtar bizi batacağız! Efendimiz, devriliyoruz! Bu bir mucize! Hepiniz yaşıyacaksınız! Efendimiz bizi kurtaracak İmanınıza ne oldu? Ve Gerasa bölgesine geldiler. Orda içinde kötü ruhlar bulunan bir adamla karşılaştılar. İSA, Yüce Tanrı’nın Oğlu! Benden…. benden ne istiyorsun? Yalvarırım beni cezalandırma. Adın ne senin? Dümen. Efendim, yalvarırız bizi cehenneme göndermeyin. Şu.. şu domuzların içine sığınalım. Hey! Geri dönün! Geri dönün! Geri dönün diyorum! Adamın içinden çıkan şeytanlar, domuzların içine sığındılar Geri dönün! Domuzlar göle atlayıp boğuldular. Çek git burdan büyücü seni! Bizi kendi halimize bırak! Çek git buralardan, ne işin var burda? Git burdan! Bizi mahvettin. Defol! Nereye gidersen git, peşinden gelirim. İzin ver. Evine dön! Ve Tanrı’nın yaptığını anlat. İSA ve oniki elçisi, halktan ayrılarak Behyt- Sayda kentine çekildiler. fakat bunu öğrenen halk İSA’nın ardına düştü. Ve akşam üstü Petrus İSA’nın yanına geldi. Efendimiz, halkı burdan gönderin, civardaki köylere, çiftilklere gidip yiyecek ve barınak bulsunlar. Burası çok ıssız bir yer. Onlara siz yiyecek verin. Ama yalnızca beş ekmeğimiz ve iki balığımız var. Ulu Tanrı! Evrenin Hakimi! Topraktan ekmek yaratan Yüce Tanrı! Sana Şükürler olsun! Bu bir mucize! İnanılmaz! Bu bir Mucize! Halk benim kim olduğumu sanıyor? Bazıları senin Yahya Peygamber, bazıları da İlyas olduğunu söylüyor. Diğerleriyse, eski peygamberlerden biri dirilip, geri döndü diyor. Peki ya sizler? Sizce kimim Ben? Sen, Tanrı’nın Oğlu Mesihsin. Bundan hiç kimseye söz etmeyin. İnsanoğlu acılar çekecek, reddedilecek, ölüme mahkum olup öldürülecek Ama üçüncü gün ölümden dirilecek. Benimle gelmek isteyen var mı? Ben seninle gelirim efendim. Ama önce aileme gidip, onlara veda etmeliyim. Saban sürerken dönüp arkasına bakan kimsenin Tanrı’nın Egemenliği’nde yeri yoktur. Benimle gelmek isteyen, önce kendini inkar etmeli. Her gün çarmıhını yüklenip, beni izlemeli. Kendi canını kurtarmak isteyen onu kaybeder. Benim uğruma canını verense, onu kurtarmış olur. İnsan tüm dünyayı kazanıp da öz varlığını kaybederse, bunun ne yararı olur ki. Şimdi benden ve benim sözlerimden utanan varsa, Tanrı’nın oğlu da, Babasının ve kutsal meleklerin görkemiyle geldiğinde ondan utanacaktır. Şunu bilin ki, burdakilerden bazıları Tanrı’nın Egemenliği’ni görmeden ölmeyecek. Sonra İSA, Yuhanna, Yakup ve Petrus’u yanına alıp dua etmek için tepeye çıktı. Dua ederken birden İsa'nın yüzü değişti. Giysileri göz kamaştırıcı bir beyazlığa büründü. O anda, iki kişi görünüp, O’nunla konuşmaya başladılar. İlahi bir ihtişam içinde olan bu iki peygamber Musa ve İlyas’tan başkası değillerdi. Sen Tanrı’nın amacını gerçekleştireceksin. Yeruşalim’de öleceksin. Onlar ayrılırken Petrus İsa’ya dedi ki: Efendim. İyi ki biz buradayız. Üç tane çardak kuralım Biri sana, biri Musa’ya, biri de İlyas’a. Pertus konuşurken birden bir bulut sardı onları. Elçiler korkmuşlardı. Bulutlardan bir ses yükseldi “O benim Oğlum, O’nu ben seçtim. Sözlerini dinleyin.” Efendim.. Yalvarırım oğluma bak. Ne olur… ne olur ona yardım et. O, benim biricik yavrum. Kötü ruhu kovmaları için elçilerine yalvardım. Ama yapamadılar. Ah, İmansız ve baştan çıkmış nesil. Daha nice burada kalıp size tahammül edeceğim? Getir oğlunu buraya. Çocuğun yüzü bile iyileşti. Bu bir mucize! Yahya’nın öğrettiği gibi, sen de bize dua etmesini öğret lütfen. Şöyle dua edin: “Gökteki Babamız. Adın Kutsal olsun. Egemenliğin gelsin. Gökteki gibi yerde de senin istediğin olsun. Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla. Bizi zor tecrübelerden geçirme. Bizi kötülükten kurtar." Dileyin! Size verilecek, Arayın! Bulacaksınız. Kapıyı çalın! Size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, her arayan bulur ve kapıyı çalan herkese kapı açılır. Aranızda oğlu balık istediğinde yılan veren ya da yumurta istediğinde akrep veren bir baba var mı? Sizler ne denli kötü olsanız da, çocuklarınıza iyi şeyler vermek istersiniz. Öyleyse Gökteki Babanızın dileyenlere Kutsal Ruh’u vereceği daha kesindir. Size şunu söyleyeyim: Yaşamınızda, ‘Ne yiyeceğiz? Ne giyeceğiz’ diye kaygılanmayın. Çünkü yaşam, yemekten daha önemlidir. Beden, giyinmekten daha önemlidir. Kargaları düşünün! Ne ekerler, ne de biçerler. Ne kilerleri vardır, ne de ambarları. Ama onları Tanrı doyurur. Siz kuşlardan çok daha değerlisiniz. Hanginiz kaygılanmakla ömrünü uzatabilir? Bu basit şeyi bile yapamıyorsanız, başka şeyler için hiç kaygılanmayın. Zambaklara bakın! Nasıl büyürler. hiç çalışıp çabalamadan. Oysa Kral Süleyman bile tüm görkemi içinde onlar kadar güzel görünmemiştir. Eğer Tanrı, bugün var olup, yarın ocağa atılan yabani otu bile böylesine süslüyorsa, sizi çıplak bırakmayacağı daha kesindir. Ey, sizi imanı az olanlar. İmanımızı arttır. Bir haldan tanesi kadar imanınız olsaydı, şu dut ağacına derdiniz ki: “Kendini köklerinden sök, denize at” O da, sözünüzü dinlerdi. Her zaman günahı teşvik eden şeyler olacaktır. Ama vay günaha teşvik edene! Bu küçüklerden birini günaha sokmaktansa boynuna taş bağlayıp kendini denize atsa daha iyi. Tanrı’nın Egemenliği neye benzer size anlatayım: Adamın biri tarlasına bir hardal tohumu eker. Bitki gelişir, ağaç olur, dallarında kuşlar yuva yaparlar. Ne demek istediğini pek anlayamadım. Neden vergi memurları ve diğer günahkar kişilerle yiyip içiyorsun söyler misin? Sağlamlara değil, hasta olanlara hekim gerek. Ben saygıdeğer kişileri değil, günahkarları tövbekar olmaya çağırıyorum. Tanrı’nın Egemenliği hakkında daha fazla bilgi verir misiniz? Sakın korkmayın, ey küçük sürü! Tanrı size egemenliği bağışlamaktan mutludur. Bütün mallarınızı satın, paranızı yoksullara dağıtın. Kendinize eksilmeyecek bir kese bulup, cennette servet edinin. Ordaki servet hiç eksilmez. Çünkü hiç bir hırsızın eli oraya ulaşmaz. Hiç bir güve bozamaz. Çünkü servetiniz nerdeyse, yüreğiniz ordadır. Ey Kadın! Derdinden kurtuldun. Bakın, kurtuldu. Bu bir mucize! İyileşti bak.. bak iyileşti. Şükürler olsun! Tam 18 yıldır hastaydım. Tanrım seni korusun. Haftada altı gün çalışıyoruz. Şifa istemek için o günlerden birini seçin. Cumartesi kutsal günümüzdür. Sizi ikiyüzlüler! Hangi biriniz öküzünü ya da eşşeğini yemlikten çözüp, cumartesi günü suya götürmez? Şeytanın 18 yıldır tutsak ettiği İbrahim’in torunlarından olan bu kadın Cumartesi günü kurtarılamaz mı? Merhametli Hoca. Sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım? Neden bana merhametli dedin? Merhamet yalnızca Tanrı’dan gelir. Tanrı’nın buyruklarını biliyorsun. Zina yapma, adam öldürme, kimseyi yalan yere suçlama, annene babana saygı göster. Küçüklüğümden beri bütün buyruklara itaat ettim ben. Yapman gereken bişi daha var. Varını yoğunu satıp, parasını yoksullara dağıt. Çünkü asıl serveti cennette bulacaksın. Ondan sonra gel beni izle. Ama biz tüccarız. Zenginiz. Zengin bir insan için Tanrı’nın egemenliğine girmek ne zor. bir zenginin Tanrı’nın egemenliğine girmesi, bir devenin iğnenin deliğinden geçmesinden çok daha zor. Öyleyse kim kurtulabilir? İnsan için imkansız olan, Tanrı için mümkündür. Tam olarak nerelerde bu Tanrı’nın egemenliği? Tanrı’nın egemenliği, gözle görülür nitelikte değildir Hiç kimse “Bak! İşte burada, işte orda” diyemez. Çünkü Tanrı’nın egemenliği içimizdedir Gün gelecek İnsanoğlunun günlerinden birini görmeyi arzulayacaksınız ama göremeyeceksiniz. Nasıl şimşek çakıp, gökyüzünü baştan başa aydınlatırsa, İnsanoğlunun tekrar gelişi de öyle olacaktır. Ama önce acı çekmesi ve insanlar tarafından reddedilmesi gerekiyor. Kutsal Yasa’dan en küçük bir ayrıntının bile yok edilmesi, gök ve yerin yok olmasından daha da zordur. Şunu söyleyim ki, bir çok Kral, Peygamber, gördüklerinizi görmek istediler ama göremediler. İşittiklerinizi işitmek istediler ama işitemediler. Biz ne yapmalıyız? Kutsal yazılar ne diyor? Yazılanları nasıl yorumluyorsunuz? Tanrın olan Rabbi, bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklına seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin. Haklısın. Bunları yap, sonsuz yaşama kavuşursun. Komşum kim benim? Bu askerler değil. Peki ya Sezar? Bir adam Yeruşalim’den Eriha’ya giderken, yolda haydutların saldırısına uğrar. Onu soyar ve yarı ölü durumda bırakıp kaçarlar. Tesadüfen yoldan bir din adamı geçer. Yaralı adamı görünce yanından yürüyüp geçer. Aynı şekilde bir Levili’nin yolu oraya düşer. Adama şöyle bir bakıp, o da çekip gider. Daha sonra ordan hor görülen bir samiriyeli adam geçer. Yaralı adamı görünce yüreği sızlar. Adamın yanına gider. Yaralarının üzerine yağ ve şarap dökerek sarar. Sonra adamı kendi hayvanına bindirerek hana götürür. Onunla ilgilenir. Ertesi gün, iki dinar çıkararak hancıya verir. Bundan daha fazlasını harcarsan dönüşümde sana öderim der. Sizce bu iki kişiden hangisi haydutlar arasına düşen bu adama komuşusu gibi davrandı? Tabiki ona iyilik eden. O zaman sen de git ve onun gibi yap. Evet. Haklısın. Bırakın çocuklar bana gelsin. Onlara engel olmayın. Tanrı’nın egemenliği böylelerinindir. Size doğrusunu söyleyeyim. Tanrı’nın egemeliğini bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez. Bu çocuğu benim adımla kabul eden, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur. Aranızda en küçük kimse, işte en büyük olan odur. Bir sadaka verin. Köre bi sadaka verin. Gözüm görmüyor, bir sadaka verin. Gözüm görmüyor. Hey, ne oluyor? Neler oluyor? Nasıralı İSA, Nasıralı İSA geçiyor. İSA! İSA! Davut’un oğlu İSA, dur! Senin için ne yapmamı istiyorsun? Görmek istiyorum. Gözlerin görsün. İmanın seni kurtardı. Görüyorum! Görebiliyorum! Görebiliyorum! İSA, Yeruşalime giderken geçtiği her yerde büyük kalabalıklar tarafından karşılanıyordu. Halk O’ndan, kurtuluş yolu ve Tanrı’nın egemenliği hakkında daha çok bilgi edinmek istiyordu. Bu adam gerçekten peygamber. Efendim, kurtar beni. Yüce İSA! Kurtar bizi! Şükürler olsun sana! Bize doğru yolu göster İSA! Halk O’nu önder olarak görmeye başlamıştı. Eriha kentinde Zakay adında bir vergi memuru vardı. İSA’yı görebilmek için bir ağaca tırmandı. Vergi memuru. Zakay, Çabuk aşağıya in. Bugün senin evinde kalmam gerekiyor. Benim evimde mi? Bu üçkağıtçının evinde kim kalmak isteyebilir ki? Zakay, İSA’yı nerden tanıyor ki? Dinleyin, neyim varsa yarısını yoksullara vermek istiyorum ve eğer içinizden birini aldattımsa, ona dört kat fazlasını vereceğim. İnanamıyorum! Vergi memuru vergileri geri veriyor. İnanılmaz! Bu ev, bugün kurtuluşa kavuştu. Çünkü bu adam da, İbrahim’in oğludur. İnsanoğlu kaybolanı arayıp, kurtarmak için geldi. Dinleyin! Şimdi insanoğlu hakkında peygamberlerin bildirdiği herşeyin gerçekleşeceği Yeruşalim’e gidiyoruz. O, uluslara teslim edilecek. O’nunla alay edecek, O’na hakaret edecekler. Yüzüne tükürecekler. O’nu kamçılıyıp, öldürecekler. Ama üçüncü gün, O dirilecek. İnsanlığın günahlarını ortadan kaldıran kurban olarak öleceğini bile bile, İSA Yeruşalim’e doğru yola çıktı Hakltan pek çok kişi İSA’nın gelmesine sevinip, O’nu Kral ilan etti. Ama bazı din adamları İSA’yı azarladı. Hoca, öğrencilerine susmalarını emret. O zaman size şunu söyliyim Onlar susacak olsalar, taşlar bağırmaya başlayacaktır. Rabbin adıyla gelene israilin kralına övgüler olsun. İsa Yeruşalim'e yaklaştı. ama kenti gördüğünde oranın haline ağlamaya başladı. Keşke, sen bugün huzura giden yolu görebilseydin ama göremedin. Gün gelecek düşmanların, seni setlerle çevirip kuşatıp her yandan sıkıştıracaklar ve seni mahvedecekler. Sen ve çocukların, taş taş üstünde bırakmayacaklar çünkü sen tanrının seni kutarmaya geldiği anı bilmek istemedin. Yeruşalim’deki Kutsal Tapınak, bir ibadet yerinden çok bir ticaret merkezi olmuştu. 5, 6, 7, 8, 9... 21, 22, 23, 24, 25... Kutsal Kitap,“Benim evim, dua evi olacaktır” der. Ama siz burayı haydut inine çevirmişsiniz. Koyunlarım gidiyor, Onları durdurun. Biri onları durdursun. Sebzelerim gitti. Muahfizları çağırın, Muhafızları çağırın anlaşılan birçok kimse onu kral olarak kabul etmiş Halkın isayı kral olarak ilan etmesi bazı din adamlarının ve politikacıların huzurunu kaçırmıştı. Anlaşılan birçok kimse onu şimdiden kral olarak kabul etmiş. Kral mı? Dilenciler, fahişeler, hırsızlar Kralı. Biz daha öncede bunun gibisini gördük. Gelirler büyük sözler söylerler kaybolular ve unutulurlar. Ama Onu izleyenler gün geçtikçe çoğalıyorlar. Hepsi O’na hayran. Onu Kral kabul ediyorlar. Bakın sizi uyarıyorum. Eğer bu adam huzuru daha fazla bozarsa, sizleri sorumlu tutarım bunu bilmiş olun. Belki de haklı. İSA’yla hesaplaşmanın zamanı geldi. İSA, ikiyüzlü din bilginlerini ve baş kahinleri kınadıkça halktan birçok tarftar kazandı. Ne var ki, kınadığı kişilerin O’na karşı tepkileri de büyüdü. İSA tapınaktayken bağış tepsisine iki para koyan yoksul bir kadın gördü. Daha fazla veremez misin? Size doğrusunu söyleyeyim. Bu yoksul dul kadın herkesten daha çok verdi. Öbürlerin getirdikleri, zenginliklerinden artanlardı. Ama O, geçinmek için elinde olan ne varsa onu verdi. Söyle bize!Bu gibi şeyleri bize anlatmaya ne hakkın var? Bu hakkı kim verdi sana? Size bir soru sorayım: Yahya, vaftiz etme hakkını Tanrı’dan mı, yoksa insandan mı aldı? Ne desek? Tanrı’dandır desek, o zaman neden Yahya’ya inanmıyorsunuz diyecek. İnsandandır desek, burdaki kalabalık bizi taşlamaya başlayacak. Çünkü hepsi Yahya’nın peygamber olduğuna inanıyorlar. Kimden aldığını bilmiyoruz. Öyleyse ben de bunları hangi hakla yaptığımı söylemeyeceğim. Adamın biri, bir bağ yetiştirir, ve bağını bir gün bir kaç kiracıya kiralar. Sonra uzun bir süre ortada görünmez. Bağ bozumu zamanı geldiğinde kiracılara kölesini yollayıp bağ bozumundan kendi payına düşeni ister. Ama bağcılar köleyi bir güzel dövüp, eli boş gönderirler. Mal sahibi bir başka köle gönderir. Kiracılar Onu da dövüp, hakaret ettikten sonra eli boş olarak geri gönderirler. Adam bu kez üçüncü bir köle gönderir. Ama bağcılar onu da yaralayıp kovarlar. Mal sahibi kendi kendine taşınıp düşünür. ‘Acaba ne yapsam? Kendi sevgili oğlumu gönderiyim. Eminim ona saygılı davranırlar’ der Fakat kiracılar oğlunun geldiğini uzaktan görünce birbirlerine der ki: “İşte ev sahibinin oğlu geliyor. Onu öldürelim böylece malı da bizim olur” Devam edin Efendimiz. Oğlanı bağdan dışarı atmışlar ve öldürmüşler. Peki şimdi mal sahibi kiracılara ne yapacak? Gidip onları öldürecek, sonra bağını başka kiracılara kiralayacak. Peki bu ayetin anlamı nedir? İnşaatçıların gereksiz bulup attıkları taş, En önemli taş olup çıktı O taşın üstüne düşen paramparça olacak. Eğer taş, bir kimsenin üstüne düşerse, o kimseyi toz edecek. Hocam, Söylediklerin ve öğrettiklerin doğru bunu biliyoruz. Biliyoruz ki, sen insanın mevkiine bakmazsın. Tanrı yolunu doğrulukla öğretirsin. Söyle bize, imparator Sezar’a vergi ödemek Kutsal Yasamıza uygun mu, değil mi? Dikkat et! Tuzak olabilir. Bana bir dinar verin. Üzerindeki yazı ve resim kimin? Sezar’ın. O zaman, Sezar’ın hakkını Sezar’a Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin. Fısıh denilen hamursuz bayramı yaklaşmaktaydı. İSA, Simun Petrus ve Yuhanna’yı hamursuz ziyafetini hazırlamak için önden yolladı. Acı çekmeden önce bu fısıh yemeğini sizinle birlikte yemeyi çok arzu etmiştim. Tanrı’nın egemenliğinde gerçek anlamını buluncaya kadar bu fısıh yemeğini bi daha yemeyeceğim. “Evrenin Kralı! Asmadan üzüm çıkaran Ulu RAB! Tanrımız sana övgüler olsun!” Bunu alın ve aranızda paylaşın. Şunu iyi bilin ki, Tanrı’nın egemenliği gelinceye kadar asmanın ürününden içmeyeceğim. “RAB, Tanrımız! Sana övgüler olsun! Evrenin Kralı! Topraktan ekmek çıkaran Ulu Tanrı!” Bu, sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın. Bu kase sizin uğranıza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Ama bana ihanet edecek kişinin eli, şu anda benimkiyle aynı sofradadır. İnsanoğlu belirlenmiş olan yoldan gidiyor. Ama Ona ihanet eden adamın vay haline! Benim miyim? Bu olamaz. Efendim, kimdir bu? Söyle Hangimizi kastettiğini sor. Aranızda en büyük kişi kendini en küçük saymalı. Önderinizse hizmetkar gibi olmalı. Kim daha büyüktür dersiniz? Oturup yemek yiyen mi? yoksa ona hizmet eden mi? Oturup yiyen elbette. Ama ben sizlerin arasında hizmet eden gibiyim. Bütün sıkıntılı anlarımda hep yanımdaysınız. Babamın egemen olma hakkını bana verdiği gibi, ben de aynı hakkı sizlere vereceğim. Benim egemenliğimde soframda oturup, yiyip, içeceksiniz. Tahtlarda oturup, İsrail’in oniki oymağını yargılayacaksınız. Öyleyse hain yok efendim. Simun, Simun, bak! Şeytan hepinizi sınamak istedi. İyiyi kötüden ayırmak istedi, tıpkı çiftçinin buğdayı eliyip, samandan ayırdığı gibi. İmanını kaybetme diye senin için dua ettim Simun. Bana döndüğün zaman kardeşlerini de güçlendir. Efendim, Ben seninle birlikte hapise girmeye, hatta ölmeye bile… Petrus, sana şunu söyleyeyim Bugün horoz ötmeden önce beni tanıdığını üç kez inkar edeceksin. Sizleri halka kesesiz, torbasız, ayakkabısız yolladığımda eksiğiniz var mıydı? Hayır, yoktu. Şimdi ise kesesi, torbası olan yanına alsın. Kılıcı olmayan giysilerini satıp kendine bir kılıç alsın. Kutsal kitapta şöyle der: “O, suçlularla bir sayıldı.” Hakkımızda yazılan bu ayet yakında gerçekleşecek. Bakın! Işte iki bıçak Efendimiz! Yeter artık. Yahudilerin yüksek meclisi toplanıp İSA’dan nasıl kurtulabileceklerini ve kurtulmak için ne yapmak gerektiğini konuştular. O sırada Şeytan, İSA’nın oniki elçisinden biri olan Yahuda İskaryot’nın yüreğine girdi. Yahuda, İSA’yı tuzağa düşürmek için dini liderlerle anlaştı. İSA, Yeruşalim’den ayrılıp dua etmek için zeytinlik dağına çıktı. Ayartılmamak için dua edin! Yahuda, İSA’yı sadece otuz gümüş paraya sattı. İSA, insan günahının cezasını çekmek için pek yakında kurban olacağını bilerek dua etti. “Baba! Sen istersen bu acı kaseyi benden uzaklaştırabilirsin Ama benim istediğim değil, senin isteğin yerine gelsin. Ve ona güç vermek için gökte bir melek göründü İSA’nın teri kocaman kan damlaları gibi taşın üstüne aktı. Neden uyuyorsunuz? Kalkın ve ayartılmamak için dua edin. Yahuda! İnsanoğluna bir öpücükle mi ihanet ediyorsun? Efendimiz, kılıçla vuralım mı? Hadi, tutuklayın onu Bırakın, Yeter! Bu bir mucize! Bir haydutmuşum gibi kılıç ve sopalarla mı geldiniz? Ben her gün tapınakta sizinle birlikteydim bana el sürmediniz. Ama bu saat sizindir. Bu, karanlığın egemen olduğu saattir. Tutuklayın O’nu! Sakın kaçırmayın! Askerler İSA’yı din başkanının avlusuna götürüp Yahudiler’in Kralı diye alay ettiler. Hadi, çıkartsana sesini ha! Kurtar bakalım şimdi kendini. Sen bizi kurtaracaktın değil mi Efendim? Hadi, kurtarsana bakalım? Hadi… Bu adam da İSA’yla birlikteydi. Kadın, ben O’nu tanımıyorum bile. Onları birlikte gördüm. Bizler senin aciz kullarınız. Birine hayranlık olmak nasıl oluyormuş ha! Sen de onlardan birisin. Hayır, değilim. Bu adamın İSA’yla birlikte olduğundan hiç kuşkum yok. Çünkü O, Celile’dendir. Git burdan. Senin neden bahsettiğini hiç anlamadım. İSA, döndü ve öylece Petrus’a baktı. O sırada Petrus İSA’nın söylediklerini anımsadı. Bugün Horoz ötmeden önce beni tanıdığını üç kez inkar edeceksin demişti. efendimiz sana seninle kalabileceğimi ve senin için ölebileceğimi söylemiştim. ama şimdi sana sırtımı döndüm efendim. seni tanıdığımı inkar ettim. Efendim Tanrıyı inkar ettiklerinde babalarımızı kim bağışlar senin sözüne karşı geldikleri zaman bile. Sen onlara kızdın ama yok etmedin Onlara duyduğun sevgi yüzünden onları bağışladın efendim. Tahmin et kim vurdu sana? Hadi bilsene? Şimdi kim vuracak sana? Durun! Yapmayın diyorum! O’nu meclise çıkarın. Yürü… Yahudilerin yüksek din meclisi İSA’yı sorguya çekmek için toplanır. Söyle bize. Sen MESİH misin? Söylesem de bana inanmazsınız. Size bir soru sorsam bana yanıt vermezsiniz. Ne varki bundan böyle insanoğlu, Kudretli Tanrı’nın sağında oturacaktır. Öyleyse sen Tanrı’nın Oğlu musun? Evet, Tanrı’nın Oğlu’yum. O’na bunu söyleme yetkisini kim veriyor? Söylediklerini kendi kulaklarımızla işittik. Onu Vali Pilatus'a götürelim. Evet, evet...Valileye götürün. Götürün onu...Gitsin Yürü! Ve İSA'yı gelmiş geçmiş en zalim Romalı valilerden biri, binlerce insanı çarmıha gerdirmiş olan Pilatus'un huzuruna götürdüler... Sabahın bu köründe burada ne işiniz var? Bu adamı halkımızı saptırıyor. Halkı kışkırtarak tapınakta kargaşa çıkardı. Cezası ne olacak? Hüküm verin. Bu adamı suçlamak için hiçbir neden görmüyorum, Ama biz görüyoruz... Halka, imparatora vergi vermeyin dedi... Kendini Mesih, Kral ilan etti. Kral mı? Sen Yahudiler'in Kralı mısın? Evet, öyleyim. Önce Celile'de başladı. Sonra buraya geldi... Celile de mi? Bu adam Celile bölgesinden mi? Öyleyse bırakalım Kral Hirodes uğraşsın O’nunla. Hala burada, Yeruşalim’de değil mi? Hirodes'e götürün O'nu! Kim olduğunu söylemiştin? Elçilerim dediklerin kimler? Senin mucizeler yarattığın söyleniyor. Benim için de yaratsana! Efendimiz, halkı kötü yola sevkediyor... Kendisine Kral diyor. Bu adam mı? Kral ha? haşmetmaapları... O’na dersini verin. O’nu Pilatus'a geri gönderin... Burası onun sorumluluğunda! Bu adam ölümü hak edecek bir şey yapmamış ki! Bu nedenle onu kırbaçlatıp, serbest bırakacağım. Adetlerimize göre bayramımızda bir kişiyi salıvermeniz gerek ekselans. Efendimiz, Barabas'ı serbest bırakın... Bu adamı yok edin! Bize Barabas'ı geri verin. Onu çarmıha gerin. Evet, Onu çarmıha gerin. Sen... Sen... Kırbaçlayın Onu. Daha ne bekliyorsun Vali? O, Mesih. O’nu özgür bırak. Onu serbest bırak. O, Mesih. O, yanlış birşey yapmadı. Kaldırın Onu! İSA'yı çarmıha gerdirmek için olanca güçleriyle bağırmaya devam ettiler. Böylece Vali Pilatus, İSA'yı ölüm cezasına çarptırdı... Kendi istedikleri adamı, kargaşalık çıkarmak ve adam öldürmek suçundan hapise girmiş olan Barabas'ı serbest bıraktı. İSA'yı çarmıha gerdirmek üzere askerlere teslim etti. Çekil dedim, çekil, çekil… Yol açın, Yol açın diyorum. Geri çekil! Geri! Çekilin! Yer açın! Defolun! Kalk ayağa! Çekil! Sen! Adın ne senin? Kirineli Simun, Efendim. Çarmıhı taşı. İpleri kesin. Açılın! Yürü.. Hadi. Açın yolu. Dokunmayın Ona! Dokunmayın Ona… Yürü, hadi yürü. Bırakın, dokunmayın… Yürü. Senin için ağlıyoruz Efendimiz, senin için İçin Efendimiz... Ey, Kudüslü kadınlar... Benim için ağlamayın. Kendiniz ve çocuklarınız için ağlayın... Bu insanlar, yaş ağaca bunları yaparlarsa, kuruya neler yapmazlar ki? Tanrı yardımcın olsun, senin için dua edeceğiz. Yürü... çabuk, yürü! Yürü Yürü... Geç, geç! çabuk, yürü! hadi hadi! Acele edin.. Yürü, yürü! Yürü, yürü! Kenara çekilin. Kaldırın... Kazığı çakın... İpleri çözün! Baba onları bağışla! Ne yaptıklarını bilmiyorlar. Başkalarını kurtarmıştı... Hadi kendini kurtarsın bakalım! Evet, eğer sen Mesihsen kendini kurtar bakalım... Hadi, in çarmıhtan da görelim. Bize mucizelerinden birini göster! Ve İSA, iki haydut arasında çarmıha gerildi. Böylece kendisinden yedi yüz yıl önce yaşamış olan Yeşaya Peygamberin sözleri gerçekleşti. Bu sıradan birinin giysisi değildi. Hey, ver, O benim olacak. Sakın yırtma. Hadi bir kura çekelim… Tamam. Tamam ben altıyım. Ben beşim. Ben de ikiyim… ben üçüm… Hadi bakalım, görelim… Ben çok şanslıyımdır. Evet, bakalim. Ben kazandım! İşte ben kazandım. Ne yapacaksın şimdi? Askerler, İSA'nın giysilerini paylaşmak için kur'a çektiler. Tek tek her parça için zar attılar. Ve İSA'nın başının üstüne şöyle bir levha kondu: "YAHUDİLERİN KRALI" Yahudilerin Kralıysan kurtar kendini bakalım! Sen... ...Mesih... ....değil misin? Sen... ...kendini... ...de kurtar,.. bizi de... Siz Tanrı’dan korkmaz mısınız? Onu da bizimle aynı cezaya çarptırdılar, ama... hiçbir suçu yoktu... Kral olarak döndüğün zaman beni, beni unutma İSA. İşte sana söz veriyorum... Bugün benimle birlikte cennete olacaksın. Benimle! Öğle üzeriydi. O andan itibaren 3 saat süreyle tüm ülke karanlığa gömüldü... Kutsal tapınağın perdesi tam ortasından yırtılıp ikiye ayrıldı. Baba, ruhumu senin ellerine teslim ediyorum! Yüzbaşı olanları gördükten sonra Tanrı’ya şöyle seslendi. Gerçekten bu suçsuz bir adamdı! Ve Tanrı'nın Oğlu'ydu O! Yüksek din meclisinin üyelerinden olup da, İSA'nın çarmıha gerilmesini onaylamayan Aramatyalı Yusuf adlı bir adam, İSA'nın bedenini kendine ait mezara yatırmak için Pilatus'tan izin aldı. Set günün kutsallığı bozulmasın diye bütün cesetlerin güneş batmadan önce gömülmesi gerektiğinden aramatyalı Yusuf isanın bedenini mezara getırmek için acele ediyordu. Efendimizin bedeni için baharatlar ve merhemler getireceğiz. Anlıyorum, ama çıkalım buradan. İbadet günümüz başlamak üzere. Kadınlar, haftanın ilk günü sabah erkenden hazırlamış oldukları baharatı alıp mezara gittiler. Mezara nasıl gireceklerini düşünürlerken, kayanın yerinden oynadığını gördüler. Mezar boştu. Diri olanı neden ölüler arasında arıyorsunuz? İSA burda değil. Dirildi... Celile'deyken size ne söylediğini hatırlayın. "İnsanoğlu günahkarlara teslim edilecek, çarmıha gerilecek ve üçüncü günde yeniden dirilecek" demişti. Dinleyin! mezarın girişindeki kale yuvarlanmıştı! İçeri girip baktık ki, Efendimizin bedeni yok olmuş! Yok! Ne? Yok mu? Sonra iki melek göründü... Melekler parlıyordu. Tıpkı bir güneş gibi! Bize, "Neden diriyi ölüler arasında arıyorsunuz?" dediler. Gerçekten çok şaşırdık. Bu doğru! Bize İnanın! Gidip kendi gözlerinizle görün. Mezar bomboş... Efendimiz kaybolmuş... Petrus bize inanmalısın. Efendimiz dirildi! Simun’a görünmüş. Onu yolda gördük ama tanımadık. Ancak ekmeği böldüğünde Onu tanıyabildik. Emmaus’ta. Hayret! Nasıl oraya gidebilir? Size esenlik olsun! Neden telaşlanıyorsunuz? Neden içinize kuşkular doğuyor? Ellerime ve ayaklarıma bakın! Görün, işte benim! Dokunun ve hissedin. Hayaletin eti ve kemiği olmaz ama görüyorsunuz benim var. Daha önce sizlerle birlikteyken size bunu söylemiştim. Musa’nın yasasında mezmurlarda ve peygamberlerin yazdıklarında benimle ilgili her şeyin gerçekleşmesi gerekir. Şöyle yazılmıştır: “Mesih, acı çekecek. Ve üçüncü gün dirilecek. Günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalim’den başlayarak bütün uluslara O’nun adıyla duyurulacak. Siz bütün bunlara tanık oldunuz. Ben, Tanrı’nın vaat ettiği Kutsal Ruh’u size göndericem. Ama Kutsal Ruh’un gücüyle donatılıncaya dek Yeruşalim’de bekleyin. Tanrı sizi kutsayıp, korusun. Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla vaftiz edin. Size verdiğim tüm buyurduklarıma uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek, her an sizinle beraberim. Amin! Kutsal yazılarda Tanrı, Mesih’I dünyanın kurtarıcısı olmak üzere geleceğini söyler. İSA’nın hayatı, peygamberlerin bahsettiği kişinin O olduğunu kanıtlar. Yeşaya, bakirenin gebe kalıp bir oğul doğuracağını söylemişti. Yüz yıllar sonra İSA’nın doğumuyla bu peygamberlik gerçekleşti. Kutsal yazılar, doğacak Kutsal Olan’ın Tanrı’nın Oğlu olacağını söyler. Bu İSA’nın fiziksel anlamda değil, Ruhsal anlamda Tanrı’nın Oğlu olacağı anlamına gelir. O’nun hayatında görüyoruz. İnsanları hastalıklarından iyileştirdi. Günahlarını bağışladı. Onları tekrar Tanrı’ya yöneltti. Tanrı’nın sonsuz Krallığında onlara bir yer vaad etti. Günahın kurbanı olarak onların yerine kendini sundu ve ölümü yenerek dirildi. İSA, “Canımı kimse benden alamaz, ben onu kendiğiliğimden veririm” dedi. İSA’nın hayatı yalnızca peygamberlerin söylediklerinin gerçekleştirmesini sağlamadı. Aynı zamanda Tanrı’nın Kutsal Sözü’nün gerçekliğini doğruladı. Peygamberler: “Tanrı’nın Sözü kusursuzdur. Sözün Ey RAB, sonsuzdur” der. İSA’nın kendisi de, “Yer ve gök ortadan kalkacak ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacak” dedi. İSA, hayatı tüm doluluğuyla bize vermek için geldi. Ama insan Aden bahçesinde Tanrı’ya itaat etmeyince, kendi yolu ve davranışları O’nu yaratıcısından ayırdı. Kutsal Yazılar, herkesin günah işlediğini ve günahın ücretinin ölüm olduğunu söyler. Bu, ruhsal bir ölüm anlamına gelir. Yani Tanrı’dan ebedi bir ayrılım. Ama Tanrı, İbrahim’in oğlunun ölmesi yerine bir koç gönderdiği gibi, bizim yerimize ölmesi için de Mesih İSA’yı gönderdi. İSA’nın yaşamı, ölümü ve dirilişi Tanrı’yla kendisine güvenen herkesle ilişkisini düzeltti. Şimdi İSA’yı izleyenlerin yalnızca günahları bağışlanmıyor, aynı zamanda Tanrı’nın ebedi yargısından kurtuluyorlar. Cennette sonsuza dek Tanrı’yla yaşayacaklarından eminler. İSA, bugün herkese suçluluktan ve günahın etkisinden özgürlük ve sonsuz yaşam sunmaktadır. Bu, din kurallarına göre yaşamak değildir. Ama kapıda durmuş kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim” diyen İSA’yı izleme yoluna imanına sahip olmayı seçmektir. Bu, Tanrı’ya dönmek ve İSA’nın hayatımıza girip günahlarımızı bağışlamasına ve bizi olmamızı istediği kişi yapmasına güvenmek demektir. Zihinsel olarak söylediklerine katılmak ya da dugygusal bir deneyim yaşamak yeterli değildir. Lütuf ve iman aracılığyla O’nu kabul ediyoruz. İrademizin bir eylemi olarak. İnsanlar Mesih İSA’nın izleyicisi olmaya hazır olduğunda, O’na basit bir duayla seslenebilirler. Belki de Tanrı’ya hayatını açmaya şimdi hazırsın. Öyleyse şimdi edeceğimiz duaya sessizce yürekten katılabilirsin. RAB İSA! Sana muhtacım. Günahlarım uğruna çarmıhta öldüğün için teşekkür ederim. Günahlarımı itiraf ediyorum ve onlardan tövbe ediyorum. Hayatımın kapısını açıyorum ve seni Rabbim ve Kurtarıcım olarak kabul ediyorum. Günahlarımı bağışladığın ve bana sonsuz yaşam verdiğin için teşekkür ederim. Seni izleyen biri olarak beni olmamı istediğin kişi yap. AMİN! İSA, O’nu izleyenler için “Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler” dedi. İSA’yı izleyenler vaad ettiği bol yaşama sahip olabilmek için duayla her gün O’na seslenir. O’nun sözünü okur ve itaat ederler. Başkalarıyla O’nun hakkında konuşur ve O’nu sevip izleyenlerle sık sık bir araya gelirler. O’nun harika vaadini hatırlayın. “Gökte ve yeryüzünde tüm yetki bana verildi. İşte Ben dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim”.
JesusFilm